Trump Towers Mecidiyeköy: Kaos Kavşağında 3 Dakikada 40 Korna ve Egzoz Gazı İnzivası
Mecidiyeköy metrobüs durağından Trump Towers döner kapısına uzanan 180 saniyelik hayatta kalma parkuru; 40 korna, yoğun dizel dumanı ve üç katmanlı camın arkasındaki sağır edici sessizlik.
trump-towers-mecidiyekoy-kaos-kavsagi-ve-egzoz-gazi-inzivasi
Salı sabahı, saat tam 08.48.
Mecidiyeköy meydanında gri bir sis tabakası asılı durur.
Bu sis tabiat olayı değildir. Binlerce otobüsün, taksinin ve kamyonun egzoz dumanıdır.
Hava ağır bir mazot kokusu taşır.
E-5 karayolunun viyadükleri tam tepeden geçer. Metrobüsler peş peşe fren yapar. Lastiklerin asfalta sürtünme sesi kulakları tırmalar.
Tam bu kentsel cehennemin ortasında iki devasa prizma göğe yükselir.
Biri otuz dokuz, diğeri otuz yedi katlı iki kuledir.
Burası Trump Towers kompleksidir. Mimar Brigitte Weber prizmatik cam cepheler tasarlamıştır. Yapı kendi ekseninde dönüyor gibi durur.
Fakat kulenin güzelliği aşağıdaki cadde seviyesinde anlamını yitirir.
Çünkü metrobüs durağından kule girişine sadece iki yüz metre mesafe vardır.
Ve bu iki yüz metrelik yol tam yüz seksen saniye sürer.
Bu üç dakikalık yürüyüş modern insanın sinir sistemine yönelik en büyük saldırıdır.
I. Metrobüs Viyadüğünden İniş: Desibel Bombardımanı
Metrobüs kapısı tıslar. Yolcular kendilerini beton perona atar.
Hemen üstgeçit merdivenlerine doğru bir insan seli akar.
Demir basamaklar binlerce adımın altında titrer.
Aşağı inildiği an ses seviyesi aniden tırmanır. Yüz on desibel sınırı kolayca aşılır.
Kuştepe dolmuşları yol kenarına dizilmiştir. Çığırtkanlar avazı çıktığı kadar bağırır:
— “Kuştepe kalkıyor! Düz devam! Boş yer var!”
— “Hadi kaptan çek arabayı, yolu tıkadın!”
— “Düt! Düüüüt!”
Sarı taksiler yolcu kapmak için aniden direksiyon kırar.
Arkadaki halk otobüsü havalı kornaya basar: Vaaaaayt!
Ses dalgası insanın göğüs kafesinde yankılanır.
D-Smart genel merkezinde çalışan genç pazarlamacı Onur kulaklığını takar.
Müziğin sesini sonuna kadar açar. Fakat kornaları bastıramaz:
— “Bu kulaklık gürültü önleyici güya.”
— “Mecidiyeköy kornasını hiçbir teknoloji önleyemez Onur.”
— “Beynimin içinde vuvuzela çalıyor gibi.”
— “Adımlarını hızlandır, kaldırıma çıkalım.”
— “Trafik ışığı yeşil yanıyor mu?”
— “Sadece dokuz saniye yeşil kalıyor, koş!”
— “Dokuz saniyede bu meydanı geçmek olimpiyat rekoru ister.”
— “Rekoru kıracağız mecburen, yoksa ezileceğiz.”
İki iş arkadaşı yaya geçidine fırlar.
Tam o sırada bir dolmuş sarı ışıkta gaza basar. Burnunu burnunun dibine sokar:
— “Geçsene be adam! Ezilmek mi istiyorsun?”
— “Yaya geçidi burası kaptan!”
— “Yaya geçidi babanın malı mı, bas git!”
Dolmuşun fren balatalarından tiz bir ıslık yükselir.
Onur kaldırıma son anda zıplar. Kalbi boğazında atar.
Kaldırım daracıktır. Üstelik kaldırımda yürümek de ayrı bir sanattır.
II. 180 Saniyelik Parkur: Kurye Motorları ve Korna Senfonisi
İki yüz metrelik kaldırım engelli koşu parkuruna benzer.
Önce simit tezgahının etrafından dolanılır.
Kaldırımda seyyar satıcılar saf tutmuştur. Şemsiyeler, telefon kılıfları ve sıcak kestaneler sergilenir.
Kestane tezgahından yükselen kömür dumanı egzoz gazına karışır:
— “Abla gel, taze kestane var!”
— “Kardeşim dumanın gözümü yaktı!”
— “Hakiki kömür dumanıdır abla, şifadır!”
— “Egzozla karışık kömür şifası mı olur?”
Ardından kırılmaz cam filmi satan işportacıların arasından geçilir:
— “Abla gel, telefona nano koruma yapalım!”
— “Kardeşim acelem var, çekil önümden!”
— “On saniyede takarım abi, sıfır çizik!”
— “Ben kendimi koruyamıyorum, telefonu nasıl koruyayım?”
Tam o an kaldırımda bir motosiklet sesi kükrer.
Yemek kuryesi motorunu kaldırıma sürmüştür. İnsanların arasından vızıldar:
— “Hop birader, dikkat etsene!”
— “Yol ver abi, sipariş soğuyor!”
— “Kaldırım burası, caddeye insene!”
— “Caddede trafik kilit abi, ne yapayım!”
Kurye gazı kökler. Motorun egzozundan fırlayan sıcak gaz pantolon paçalarını yalar.
Onur kendini güçlükle sol taraftaki bina duvarına yapıştırır:
— “Az kalsın eziliyorduk.”
— “Mecidiyeköy’de kaldırım sadece yayalar için değildir.”
— “Kimin için peki?”
— “Hayatta kalmayı başaran herkes için.”
— “Her sabah aynı korku filmini izliyoruz.”
— “Film değil Onur, bu Mecidiyeköy gerçeğidir.”
Bu üç dakika içinde tam kırk adet korna sesi sayılır.
Her korna farklı bir tondadır. Kısa ikazlar, uzun öfke nöbetleri ve ritmik selektörler birbirine karışır.
Şehir adeta kendi kendine küfreder. İnsan zihni bu gürültüyü işlemekte zorlanır.
III. Dizel Partikül Kokteyli: İnce Tozun Boğaz Yakması
Mecidiyeköy havası kimyasal bir kokteyl gibidir.
Kurşunsuz benzin, yanmış motor yağı ve dizel partikülleri havayı koyulaştırır.
Derin bir nefes alan herkes boğazında metalik bir tat hisseder.
Kuledeki hukuk bürosunda kıdemli ortak olan Leyla Hanım ağzını fularıyla kapatır:
— “Her sabah aynı zehri içime çekiyorum.”
— “Maske tak Leyla, başka çare yok.”
— “İki yüz metre için maske mi takayım?”
— “Takmazsan ciğerlerin kurum bağlar.”
— “Paltom bile mazot kokuyor artık.”
— “Ofise varınca koku geçer.”
Leyla Hanım haksız değildir.
Havadaki karbonmonoksit seviyesi alarm verir.
Beyaz gömleklerin yakaları mesai başlamadan grileşir.
Ayakkabıların üzeri ince bir siyah toz tabakasıyla kaplanır.
Kaldırımın köşesinde duran trafik polisi düdüğünü çalar.
Düdük sesi kornaların arasında kaybolur gider.
İnsanlar adımlarını sıklaştırır. Önlerindeki kule adeta bir kurtuluş kalesidir.
Büyükdere Caddesi’nin kavşağından Trump Towers’ın giriş avlusuna sapılır.
Bina ana caddeden otuz metre geriye çekilmiştir. Bu mesafe bir tampon bölgedir.
Avluya adım atıldığı an trafik akışı arkada kalır.
Yerdeki granit taşlar pırıl pırıldır. Küçük süs havuzları rüzgarda dalgalanır.
Fakat havadaki is kokusu avlunun içine kadar sızar.
Kuleye yaklaşan her çalışan adeta bir sığınağa koşar gibi adımlarını açar.
IV. Döner Kapı Eşiği: 110 Desibelden Sıfıra Ani Düşüş
Kulenin ana girişinde devasa çelik ve cam döner kapı yer alır.
Bu kapı sıradan bir giriş değildir.
İki ayrı evren arasındaki gümrük kapısıdır.
Dışarıda kaos, korna sesleri ve dizel dumanı vardır.
İçeride ise mutlak bir sessizlik hüküm sürer.
Kapının pirinç kanatları yavaşça döner. İçerideki serin hava dışarı sızmaz.
Onur döner kapının kanadını iter. İçeriye adım atar.
Kapı yarım tur döner ve kapanır.
Ve o an dünya susar.
Yüz on desibellik gürültü bıçakla kesilmiş gibi anında yok olur.
Kulaklarda hafif bir uğultu kalır. Basınç farkı hissedilir.
Lobi tavanı metrelerce yüksektedir. Zemin cilalı siyah granitle döşelidir.
Havalandırma sistemi içeriye hafif dağ esintisi kıvamında filtrelenmiş hava üfler.
Lobi görevlisi siyah takım elbisesiyle hafifçe başını eğer:
— “Günaydın efendim, hoş geldiniz.”
Onur derin bir nefes alır:
— “Sağ olun. Dünya varmış.”
— “Dışarısı çok mu yoğun Onur Bey?”
— “Mecidiyeköy yine bildiğiniz gibi. Savaş alanı.”
— “Burada güvendesiniz efendim.”
— “Bir bardak su rica edebilir miyim? Boğazım yandı.”
— “Hemen ikram ediyorum efendim, limonlu maden suyu da verebilirim.”
— “Çok makbule geçer, mazot tadı geçmiyor.”
Onur ceketinin yakasını düzeltir. Aynadaki aksine bakar.
Yüzündeki gerginlik yavaş yavaş kaybolur.
V. Üç Katmanlı Camın Arkasındaki Sessiz Pantomim
Trump Towers’ın cephesi üç katmanlı özel lamine camlarla kaplıdır.
Bu camlar dış gürültüyü kırk beş desibel azaltır.
Lobi kafesinde oturanlar aşağıdaki caddeyi izler.
Aşağıda kıyamet kopmaktadır.
Otobüsler birbirinin önüne kırar. Dolmuş şoförleri camdan sarkıp el kol hareketi yapar.
Taksiler kaldırıma yanaşır. İnsanlar koşturur.
Fakat yukarıdan bakınca tek bir ses bile duyulmaz.
Her şey sessiz bir tiyatro oyununa dönüşür.
Sessiz bir pantomim izlenir.
Yatırım direktörü Ceyda Hanım kahvesinden bir yudum alır:
— “Aşağıya bakınca deliriyorum Burak.”
— “Neden Ceyda?”
— “Az önce o kavganın içindeydik. Şimdi burada klasik müzik dinliyoruz.”
— “Buna mimari arınma denir.”
— “Arınma mı yoksa sınıfsal tecrit mi?”
— “İkisi birden. Cam kalınlaştıkça vicdan rahatlar.”
— “Aşağıdaki kornayı duymamak büyük lüks ama.”
— “O lüksün kirasını metrekare başına ödüyor şirket.”
— “Kafamı dinlemek için mesaiye erken geliyorum bazen.”
— “Ben de öyle yapıyorum. Sessizlik bağımlılık yapıyor.”
Burak haklıdır.
Mecidiyeköy’ün çamurundan ve dumanından sıyrılmanın bedeli çok ağırdır.
Bu kuleler kaostan beslenir. Ama kaosa kapılarını sımsıkı kapatır.
İçerideki hava arıtma filtreleri saatte binlerce metreküp havayı temizler.
VI. Asansör Çekirdeğinde Ciğer Temizleme Seansı
Turnikelerden geçilir. Hızlı asansörler çağrılır.
Kart okutulur. Ekran doğrudan otuz ikinci katı işaret eder.
Asansör kabinine altı kurumsal çalışan biner.
Kapılar sessizce kapanır.
Kabin saniyede altı metre hızla dikey tırmanışa geçer.
Kulaklar hafifçe tıkanır. İnsanlar yutkunur.
Kimseden ses çıkmaz.
Sadece havalandırma menfezinden gelen serin filtrelenmiş hava solunur.
Bu an, sabahın ilk arınma anıdır:
— “Derin nefes al Onur, ciğerlerin mazottan temizlensin.”
— “Eve gidince tişörtümü yakacağım Selim.”
— “Koku burnuna sinmiştir, akşama kadar geçmez.”
— “Otuz ikinci katta hava temizdir en azından.”
— “Cam açılmıyor ki, merkezi klima ne verirse o.”
— “Egzozdan iyidir.”
— “O kesin.”
— “Toplantı odasının manzarası çok iyi ama.”
— “Manzara iyi de aşağıdaki arabaları görünce yoruluyor insan.”
Asansör hedefine ulaşır: Çing!
Kapılar açılır. Geniş açık ofis manzarası karşılar.
Masalarda dev ekranlar parlar. İnsanlar telefon görüşmelerine başlar.
Pencereden dışarı bakarlar. Mecidiyeköy meydanı minyatür bir oyuncak seti gibi görünür.
Viyadükteki arabalar kibrit kutusu kadar küçülmüştür.
Korna sesleri buraya asla ulaşamaz.
Şehrin en gürültülü düğüm noktası, bu kulelerin içinde tam bir inziva merkezine dönüşmüştür.
Üç dakikalık kornalı cehennem geride kalmıştır.
Sekiz saatlik dijital mesai şimdi huzurla başlayabilir.