🏢 PLAZA KRONİĞİ
AKSIYON ALALIM

Türkiye'nin Kurumsal Hayat Sosyolojisi, Plaza Kulisleri & Açık Ofis Mitolojisi

Kurumsal Kulis 🏢 Maslak 42, Spine Tower, Kolektif House Levent

Unvan Enflasyonu: 24 Yaşında Senior Lead Principal Specialist Olmak

Maslak 42 lobisinden yayılan 8 kelimelik unvanlar, zam yerine sıfat dağıtan İK stratejileri ve kabarık kredi kartı borcuna rağmen kartvizitinde 'Head of Growth' yazan yeni nesil beyaz yakanın anatomisi.

📌 Yazısız Plaza Kanunu: "Şirkette kimse tatmin edici bir maaş zammı alamıyor ama herkes kartvizitinde en az üç farklı kıtayı yönetiyor gibi görünüyor."
AA Aksiyon Alalım Masası
Dosya kodu: unvan-enflasyonu-24-yasinda-senior-lead-principal-specialist-olmak
Unvan Enflasyonu: 24 Yaşında Senior Lead Principal Specialist Olmak

Salı sabahı saat tam 08.50.

Maslak 42’nin brüt beton lobisindeyiz. Dışarıda Ahi Evran Caddesi’nin egzoz dumanı tüter. İçeride ise üçüncü nesil kahveciden kavrulmuş çekirdek kokusu yayılır.

Akıllı turnikeler peş peşe öter: Bip, bip, bip. Kahve tezgahının önünde kırk kişilik gergin bir sıra vardır.

Kuyruktakilerin tarzı kusursuz bir plaza tek tipidir. Kulaklarda gürültü engelleyici kulaklıklar asılıdır. Sırtta su geçirmez siyah çantalar parlar.

Oversize trençkotlar savrulur. Boyunlarda renkli şirket askıları sallanır.

Herkes telefon ekranına kilitlidir. Ama göz ucuyla da yanındakinin Slack bildirimlerini keser.

Kuyruğun ortasında iki üniversite arkadaşı karşılaşır: Can ve Berk. İkisi de yirmi dört yaşındadır. İkisi de henüz iki yıllık mezundur.

Can elindeki termos kupayı sallar:

— “Berk! İnanılmazsın dostum. Ne zamandır görüşemiyoruz.”

Berk gururla gülümser. iPhone ekranındaki bildirimleri yana kaydırır. Göğsünü kabartır:

— “Müthiş haber Can! Ben geçen ay fintech girişiminden ayrıldım. Şu an global bir oluşumda ‘Associate Vice President of Strategic Growth’ olarak başladım. Sen ne taraftasın?”

I. Yulaf Sütlü Latte Sırasında Sekiz Kelimelik Düello

Can bir an duraksar. Berk’in unvanındaki kelimeleri zihninde tartar.

Tam altı İngilizce sözcük vardır. Yenilmemesi gerektiğini anlar. Çünkü Maslak’ta unvan, insanın sınıfsal zırhıdır. Gözlerini kısmadan atağa kalkar:

— “Ben Seri A fonlama alan bir start-up’a geçtim. Unvanı özellikle müzakere ettim. ‘Lead Global Product Evangelist & Principal Architect’ olarak konumlandım. Doğrudan kurucuya raporluyorum. EMEA bölgesini bizzat yönetiyorum.”

Berk altta kalmaz. Kaşlarını hafifçe kaldırır:

— “Bizim şirket de Londra borsasına hazırlanıyor Can. Ben de APAC ve MENA bölgelerinin büyüme funnel’larını kuruyorum. Ekipte şimdiden on iki stajyer bana bağlı.”

— “Harika dostum. Biz de yapay zeka dönüşümünü tetikliyoruz. Board üyeleriyle haftalık sync alıyorum.”

Kahve tezgahının arkasındaki barista mekanik bir sesle araya girer:

— “Bir yulaf sütlü flat white, bir buzlu Americano. Toplam iki yüz kırk lira.”

İki “Global Başkan Yardımcısı” aynı anda cüzdanına davranır.

Can yemek kartını pos cihazına uzatır. Cihaz acı bir sesle öter: Dıt!

Ekranda kırmızı bir yazı parlar: “Yetersiz Bakiye”. Kalan bakiye: yüz on dört lira.

Can panikle kredi kartına geçer. Banka uygulamasındaki kullanılabilir limit: üç yüz on iki lira.

Berk de farklı durumda değildir. Kartındaki kalan limit seksen altı liradır.

İşte Maslak kulelerinde her sabah yaşanan büyük çelişki budur.

Kartvizitinde üç kıtayı yönettiği yazan gençler, market reyonunda indirimli ton balığı kovalar.

— “Can, yemek kartını şirket yeni mi yükledi?”

— “Ayın yirmisinde bitti Berk. Günlük limit ancak bir tosta yetiyor.”

— “Bizde de durum aynı. Ama unvanımız sağlam dostum. Globalde saygı görüyoruz.”

— “Tabii canım. Kartvizit parıldasın yeter.”

II. Bordro Yerine Sıfat: İK’nın Sıfır Maliyetli İllüzyonu

Unvan enflasyonu tesadüfen çıkmış bir genç hevesi değildir.

Bu durum, enflasyona karşı insan kaynaklarının bulduğu en parlak numaradır. Şirketler para veremez. Ama sıfata hiç acımazlar.

Yirmi beş yaşındaki uzman, yöneticisinin kapısını çalar:

— “Mert Bey, kiram yüzde seksen arttı. Kadıköy’deki ev sahibi tahliye davası açtı. Maaşım kırk iki bin lira. Maslak hattında geçinemiyorum. Zam talep ediyorum.”

Şirket bütçesi sıkışıktır. Kasa boştur. Hissedarlar kâr payından tek bir kuruş bile vermek istemez.

Tam bu anda devreye “Sıfat Simyası” girer. İK Direktörü kapıyı kapatır. Sesine şefkatli bir ton yerleştirir:

— “Can’cım, şirketimiz global bir dönüşümden geçiyor. Nakit baremlerimiz kilitli. Sana nakit zam veremeyiz. Bütçe en fazla yüzde on beş kaldırır. AMA… Biz senin potansiyelini çok iyi biliyoruz. Seni geleceğin lideri yapıyoruz. Pazartesi günü unvanını ‘Senior Lead Operations Partner’ yapıyoruz. İmzayı hemen güncelle. Bu unvan sana piyasada dev kapılar açar.”

Şirket için bu operasyonun maliyeti: Tam olarak sıfır lira.

Çalışanın kazancı ise bellidir: Akşam eve gidip LinkedIn’de paylaşım yapmak.

“I’m thrilled to announce that I’ve been promoted to…”

Altında dört yüz beğeni. Seksen tane “Tebrikler canım, hak ettin!” mesajı. Beyinde on iki saniyelik sahte bir mutluluk patlaması.

Böylece kurum para harcamadan personelin egosunu doyurur. Onu sistemde altı ay daha sessizce tutar.

Unvanlar, değersizleşen paranın yerine basılan sahte pullardır. Alım gücü yoktur. Ama vitrini parıldar.

III. Kelime Salatası Sözlüğü: Kim Ne Yapıyor?

Yirmi yıl önce plazalarda hiyerarşi basitti.

Stajyer, Uzman Yardımcısı, Uzman, Şef, Müdür ve Direktör vardı.

Bir basamak atlamak en az üç yıl emek isterdi. Ter dökmek gerekirdi. Mesleki olgunluk aranmaktaydı.

Bugün ise organizasyon şemaları bir kelime salatasına döndü. Kimse basit bir iş yapmaz. Herkes bir şeyleri “orkestre” eder.

Gerçek görevler ile şık unvanlar arasındaki fark uçurumdur:

  • Müşteri Temsilcisi. Unvanı: “Global Client Delight Architect”. Yaptığı iş: Çağrı merkezinde gün boyu kargo şikayetlerine şablon cevap yapıştırmaktır.
  • Sosyal Medya Uzmanı. Unvanı: “Head of Omnichannel Growth”. Yaptığı iş: Instagram paneline girip günlük üç yüz lirayla hikaye reklamı açmaktır.
  • Ofis Görevlisi. Unvanı: “Director of Workplace Synergies”. Yaptığı iş: Tahta kalemlerinin mürekkebini kontrol etmek ve su damacanasını değiştirmektir.
  • İşe Alım Stajyeri. Unvanı: “Talent Acquisition Catalyst”. Yaptığı iş: LinkedIn’den günde yüz kişiye kopyala-yapıştır mesaj göndermektir.

On kişilik bir dijital ajansa girersiniz.

İçeride dört “Head”, üç “Director”, iki “Vice President” oturur. Sadece bir kişi stajyerdir.

Müşteri toplantısında koca bir yönetim kurulu var sanırsınız. Oysa internet koptuğunda modemin fişini çeken tek kişi yine o zavallı stajyerdir.

IV. Kartvizit İhtişamı vs. Asgari Ödeme Ekstresi

Bu parıltılı tiyatronun sonu her ayın yirmi sekizinde gelir. Kredi kartı ekstreleri telefona düşer.

LinkedIn profilinde “Principal Strategist” yazan gencin nakit gelir tablosu gayet nettir.

Aylık net maaşı kırk dört bin liradır.

Yemek kartı bakiyesi dört bin beş yüz liradır.

Toplam aylık geliri kırk sekiz bin beş yüz lira eder.

Buna karşılık unvanın getirdiği harcamalar el yakar.

Kadıköy’de paylaşımlı ev kirası on dokuz bin liradır.

Aylık nitelikli kahve masrafı dört bin sekiz yüz liradır.

Hafta sonu mekan hesapları dokuz bin beş yüz lirayı bulur.

Kıyafet ve telefon taksitleri on iki bin liraya dayanır.

Taksi ve ulaşım gideri dört bin iki yüz liradır.

Toplam zorunlu masraf elli bin lirayı aşar.

Sonuç ortadadır. Her ay düzenli olarak eksi bakiye büyür.

Gündüzleri Zoom ekranında Avrupalı fonlara vizyon anlatılır. Milyon dolarlık büyüme stratejileri sunulur.

Akşamları ise banka uygulamasından nakit avans limiti aranır. Tırnaklar kemirilir.

Sekiz kelimelik kartvizit, kredi notunun çöküşünü saklamaya yetmez.

— “Mert, asgari tutarı yatırabildin mi?”

— “Yarısını yatırdım Berk. Kalanı gelecek ayki primden kapatırım.”

— “Hangi prim abi? Şirket bu çeyrek hedefi tutturamadı ki.”

— “Olsun, en azından unvanım Lead Director.”

— “Doğru ya. Kartviziti gösterip fırından ekmek isteriz artık.”

V. Herkes General Olunca İşi Kim Yapar?

Unvanların ucuzlaması şirketlerde büyük bir felakete yol açtı. Plazalarda artık gerçek işi yapacak kimse kalmadı.

Herkesin “Strategist” olduğu bir ofiste işler durur.

Çünkü stratejist iş yapmaz. O sadece vizyon çizer. Aksiyon maddelerini başkasına devreder.

Cuma gecesi sistemler çöktüğünde Slack kanalında tam bir trajedi yaşanır:

  • “Head of Growth” kırmızı emoji atar: “Arkadaşlar checkout patladı, acil toplanalım.”
  • “Lead Architect” mesaj yazar: “Veritabanında latency var, takip edelim.”
  • “Principal Experience Leader” ekler: “Müşteriye resmi açıklama yapalım, metni kim onaylar?”

Fakat sunucuya girip hata kodunu düzeltecek tek bir insan yoktur.

Çünkü asıl kod yazan uzman altı ay önce istifa etmiştir. “Bana sıfat verdiniz ama maaşım yetmiyor” diyerek Hollanda’ya göçmüştür.

Kalan altı dahi yönetici, ekran başında birbirine bakar. Durumun değerlendirme toplantısını takvime sabitlemeye çalışırlar.

Saat 18.20 olur. Maslak 42’nin kapısından çıkış başlar.

Kalabalığın arasında elli yaşındaki İlhan Bey yürür. Yirmi iki yıllık kıdemli sistem mühendisidir.

Üzerinde solmuş gri bir polar mont vardır.

Kartvizitinde sadece iki kelime yazar: “Sistem Mühendisi”.

Ne başında “Senior” vardır, ne de sonunda “Lead”. Sessizce metroya doğru adımlar.

Arkasından gelen ve telefonda İngilizce terimler savuran genç yöneticiye bakar. Yüzünde bilgece bir gülümseme belirir.

Çünkü İlhan Bey çok iyi bilir. Şirketin tüm sunucuları, o yıpranmış poların cebindeki bilgisayara emanettir.

Unvanlar camlar gibi parıldayabilir.

Fakat binayı ayakta tutan camlar değildir. Temeldeki sessiz betonun gücüdür. Gerçek uzmanlık sıfata ihtiyaç duymaz. Sadece üretir ve ışıkları açık tutar.

Sıradaki Kulis Dosyaları