Yıllık İzin İstemeye Çekinen Workaholic Kıdemlinin Pasif Agresifliği: Kırk Beş Günlük İntihar Nöbeti
Maslak'ta kırk beş gün birikmiş izni olan kıdemli direktör yardımcısı, 'burası bensiz iki günde batar' kibriyle ofiste nöbet tutuyor. İK'nın izin eritme mailleri ve gece yarısı gelen intikam Slack mesajları.
yillik-izin-istemeye-cekinen-workaholic-kidemlinin-pasif-agresifligi
I. 07.45: Boş Katta Yanan Tek Floresan Lamba
Saat tam 07.45.
Spine Tower’ın yirmi dördüncü katında hava zifiri karanlıktır.
Otomatik panjurlar henüz yukarı kalkmamıştır.
Koridorlar derin bir morg sessizliğine gömülüdür.
Sadece C bloğun köşesindeki masada beyaz bir ışık parlar.
Bu masa kıdemli operasyon yöneticisi Servet Bey’in kalesidir.
Önündeki iki dev ekran yüzüne mavi bir donukluk vurur.
Servet Bey masasında on iki yıldır oturmaktadır.
Şirkete giren stajyerler onun kucağında yönetici olmuştur.
Müdürler değişmiş, genel müdürler kovulmuştur.
Fakat Servet Bey hep aynı koltukta kalmıştır.
Elinde porselen bir kupa durur.
Kahvesi çoktan buz gibi soğumuştur.
Gözleri kan çanağı gibidir.
Aralıksız olarak fareye tıklar.
Tık. Tık. Tık.
Açık ofisin sensörlü lambaları onu insan saymaz.
Hareketsiz durduğu için lambalar sürekli söner.
Servet Bey kolunu havaya kaldırır.
Havayı öfkeyle silkeler.
Lambalar yeniden cılız bir sesle cızırdayarak yanar.
O sırada koridordan temizlik görevlisi geçer.
— “Günaydın Servet Bey. Yine çok erkencisiniz.”
— “Erken gelmeyen işi bitiremez Recep.”
— “Biraz dinlenseniz mi acaba?”
— “Ben dinlenirsem bu operasyon durur Recep.”
— “Siz bilirsiniz efendim, kolay gelsin.”
— “Gelsin bakalım. Kimse kıymet bilmez zaten.”
Servet Bey derin bir iç çeker.
Önündeki Excel sayfasına nefretle bakar.
Hücrelerde binlerce sipariş kodu dizilidir.
Hiçbirini başkasına devretmez.
Şifreleri sadece kendi zihninde saklar.
Yetki devri onun için ölüm demektir.
Kendi vazgeçilmezliğini böyle yaratmıştır.
II. İK Portalı SAP’de Kırk Beş Günlük Bilanço Kamburu
Saat 10.15’i gösterir.
İnsan Kaynakları departmanından kırmızı logolu bir toplu e-posta düşer.
Konu satırı gayet nettir: “Yıllık İzin Bakiyelerinin Eritilmesi Hakkında.”
Servet Bey e-postayı tiksinerek açar.
Ekranda kendi adı en üst sıradadır.
Birikmiş yıllık izin bakiyesi tam 45 gündür.
Yasal olarak bu bir suç sayılır.
4857 sayılı İş Kanunu madde 53 çok açıktır.
İşçi dinlenme hakkından asla vazgeçemez.
İşveren bu izni bir yıl içinde kullandırmak zorundadır.
Yargıtay kararları da son derece serttir.
Kullanılmayan izinler için hayatın olağan akışına aykırıdır der.
İşten ayrılma anında bu izinler son brüt ücretten nakde döner.
Finans direktörü her çeyrek sonu saçını başını yolar.
Çünkü Servet Bey’in izni şirketin bilançosunda 420.000 TL karşılık yüküdür.
İnsan Kaynakları Müdürü Begüm Hanım masaya yaklaşır.
Yüzünde yapay bir tebessüm vardır.
Elinde tabletiyle Servet Bey’in sandalyesine eğilir.
— “Servet Beyciğim, günaydın. Nasılsınız bugün?”
— “Nasıl olayım Begüm Hanım? Rapor yetiştiriyorum.”
— “Sistemde kırk beş gün izniniz görünüyor.”
— “Görünsün. Şirkete sadakat suç mu oldu?”
— “Hayır ama denetimden ceza yiyeceğiz.”
— “Ben tatile çıkarsam bu lojistik modeli kim yürütür?”
— “Ekipteki genç arkadaşlara devredelim.”
— “Gençler mi? Onlar iki formülü yan yana getiremiyor.”
— “Servet Bey, en azından iki hafta çıkmalısınız.”
— “Çıkarım ama telefonum çalarsa faturayı size keserim.”
— “Lütfen telefonunuzu kapatın siz de.”
— “Kapatamam. Burası benim çocuğum gibi.”
— “Hukuk departmanı izin formu imzalatmamı istiyor.”
— “Formu bırakın masaya. Vaktim olunca incelerim.”
Begüm Hanım çaresizce kağıdı masaya bırakır.
Servet Bey kağıdı klavyenin altına iter.
İzin formu orada sararmaya mahkumdur.
III. Öğle Yemeğinde Masaya Bırakılan Soğuk İmalar
Saat 12.30 olur.
Kanyon Levent’in yemek katı ana baba günüdür.
Operasyon ekibi masaya oturmuştur.
Genç uzman Pelin heyecanla telefondan fotoğraflar gösterir.
Kaş’ta kiraladığı taş evin balkonunu anlatır.
Masanın diğer ucunda Servet Bey oturur.
Önünde sadece tatsız bir ton balıklı salata vardır.
Çatalını marullara sertçe batırır.
— “Pelin Hanım, haftaya beş gün izin yazmışsınız.”
— “Evet Servet Bey, altı aydır planlıyordum.”
— “Tabii, herkesin kendi hayatı var neticede.”
— “Bir sorun mu var acaba işlerle ilgili?”
— “Yok canım, ne sorunu olacak? Ben buradayım.”
— “Burak Bey işleri devralacaktı.”
— “Burak henüz sistemdeki cari kodları bile bilmiyor.”
— “Ama onay verdiniz Servet Bey.”
— “Verdim tabii. Gençler yoruldu, deniz görsün.”
— “Siz bu yaz hiç çıkmadınız ama.”
— “Benim lügatimde tatil yok Pelin Hanım.”
— “Kendinize haksızlık ediyorsunuz.”
— “Biri çalışmak zorunda. Çarklar kendiliğinden dönmüyor.”
Masada derin bir soğukluk eser.
Ekip üyeleri gözlerini tabaklarına çevirir.
Çatal bıçak sesleri birbirine karışır.
Pelin lokmasını zorlukla yutar.
Tatil sevinci boğazına dizilmiştir.
Servet Bey zafer kazanmış gibi sırıtır.
Kendi mutsuzluğunu tüm ekibe eşit dağıtmıştır.
Kurumsal şehitlik mertebesini kimseye kaptırmak istemez.
Herkes onun ne kadar fedakar olduğunu konuşmalıdır.
— “Ben geçen yıl hastaneden serumla mail attım.”
— “Keşke atmasaydınız Servet Bey.”
— “Atmasaydım o sevkiyat gümrükte çürürdü Pelin.”
— “Sağlığınız daha kıymetli değil mi?”
— “Bu şirket benim sağlığımdan önce gelir.”
Bu sözler masaya bir balyoz gibi iner.
Genç analistler suçluluk duygusuyla ezilir.
Servet Bey suyundan bir yudum alır.
Peçetesini buruşturup tabağın kenarına fırlatır.
Masadan kalkar.
Ofise dönmek için adımlarını hızlandırır.
IV. Gece 01.30: Bodrum’daki Ekibe Gönderilen Acil Slack Mesajı
Gece saat tam 01.30.
Pelin Bodrum’da bir otel odasında uyumaktadır.
Yastığının kenarındaki iş telefonu birden titrer.
Vızzz. Vızzz.
Pelin korkuyla gözlerini açar.
Ekran karanlıkta parıldar.
Bildirim Servet Bey’den gelmiştir.
Uygulama: Slack. Kanal: Genel Operasyon.
Mesajın saati: 01.32.
Mesaj metni kırmızı ünlemle başlar:
— “Pelin Hanım, iyi tatiller. Rahatsız etmek istemezdim.”
Pelin yataktan fırlar.
Mesajın devamını okur:
— “2024 üçüncü çeyrek konsolide mutabakat tablosunu bulamıyorum.”
— “Servet Bey, o dosya ortak sunucuda Finans_Arşiv klasöründe.”
— “Baktım, orada yok. Klasörü taşımış mısınız?”
— “Hayır, dokunmadım. Yarın sabah baksam olur mu?”
— “Sabaha kalırsa CEO’ya rezil oluruz.”
— “Ama saat gece iki Servet Bey.”
— “Ben hala ofisteyim Pelin Hanım. Bilginize.”
Pelin kan ter içinde kalır.
Tatilde olduğunu kanıtlamaya çalışırken özür diler.
Servet Bey bilgisayar ekranı başında keyifle gerinir.
Maslak’ın karanlık kulelerine bakar.
Pelin’in uykusunu bölmüştür.
Tatil yapan birinin huzurlu uyumasına tahammülü yoktur.
Çünkü kendisi uyumamaktadır.
Kendisinin gidemediği Ege sahilleri onun düşmanıdır.
Güneş yağı kokusu, deniz dalgaları ve neşeli kahkahalar…
Bunların hepsi Servet Bey için disiplinsizliktir.
Klavyesinde hızlıca yeni bir mail döşer.
Genel Müdür dahil yedi direktörü CC’ye ekler.
Konu: “Gecikmeli Mutabakatlar ve Sorumluluk Bilinci.”
Mailin ilk cümlesi kurumsal bir zehirdir:
“Ekip arkadaşlarımızın izin döneminde aksayan süreçleri şahsen toparlıyorum.”
Bu cümleyle herkesi ateşe atar.
Kendisini ise vazgeçilmez kurtarıcı ilan eder.
V. 4857 Sayılı Kanun Madde 53 ve Plazanın İnkar Duvarı
Sabah 09.00’da genel müdürlük katında kriz çıkar.
Finans Direktörü Hakan Bey İK’nın odasına dalar.
— “Begüm, bu Servet’in izin karşılığı neden hala erimedi?”
— “Hakan Bey, adamı zorla gönderemiyoruz.”
— “Nasıl gönderemiyoruz? Kanun açık değil mi?”
— “İş Kanunu madde 53 işverene zorunlu izin yetkisi veriyor.”
— “Biliyorum. Ama Servet kapıdan kovsan bacadan giriyor.”
— “Kartını iptal edin o zaman.”
— “Turnikeden geçemezse kapıda olay çıkarır.”
— “Bize dava açarsa bu kırk beş günün parasını faiziyle alır.”
— “Şu an emekli olsa şirkete maliyeti 850.000 TL.”
— “Hemen bir tebligat hazırlayın.”
Begüm Hanım resmi bir izin bildirim yazısı çıkartır.
Servet Bey’i resmi olarak iki ay izne çıkaracaklardır.
Tebligat zarfı Servet Bey’in masasına saat 11.00’de ulaşır.
Servet Bey zarfı açar.
Metni okur okumaz rengi kül gibi olur.
Elleri zangır zangır titremeye başlar.
— “Beni kovuyor musunuz?”
Begüm Hanım sesini alçaltır:
— “Hayır Servet Bey, sadece dinlenmenizi istiyoruz.”
— “Beni saf dışı bırakmaya çalışıyorsunuz.”
— “Şirket kuralları gereği izinlerinizi kullanmalısınız.”
— “Ben yokken masama kim oturacak?”
— “Kimse oturmayacak. İşleri dağıtacağız.”
— “Geri döndüğümde bu masa yerinde olacak mı?”
— “Elbette olacak Servet Bey.”
— “Yalan söylüyorsunuz. Beni tasfiye ediyorsunuz.”
Servet Bey’in gözlerinde çılgınca bir panik belirir.
Kırk beş gün boyunca ofise gelmemek…
Düşüncesi bile kalbini sıkıştırır.
Çünkü ofis dışında bir hayatı yoktur.
Evi sadece uyumak için kullanılan bir depodur.
Arkadaşları sadece LinkedIn bağlantılarından ibarettir.
Hobisi SAP ekranında veri filtrelemektir.
Eğer ofisten uzaklaşırsa koca bir hiç olduğunu görecektir.
Ve en kötüsü de şudur:
Şirket o yokken batmayacaktır.
Kamyonlar yine limana gidecektir.
Faturalar yine kesilecektir.
Maaşlar yine yatacaktır.
Bu gerçek Servet Bey’i diri diri mezara sokar.
VI. Dönüş Biletsiz Zoraki Tatil ve Klavyeye Sürgün
İki gün sonra Servet Bey Ayvalık’ta bir pansiyon bahçesindedir.
Üzerinde şirketin promosyon polo yaka tişörtü vardır.
Güneş gözlüğünün altından dizüstü bilgisayarına bakar.
Plaj şemsiyesinin altında güneş ışığı ekrana yansır.
İnternet bağlantısı sürekli kopar.
Servet Bey cep telefonunu havaya kaldırır.
— “Burada çekmiyor! Böyle tatil mi olur?”
Eşi yan şezlongdan bezgin bir sesle seslenir:
— “Servet, kapat şu aleti artık. Denize bak.”
— “Denize bakarsam faturalar gecikir Hanife!”
— “On yıldır ilk defa tatile geldik.”
— “Gelmeseydik keşke. Maslak yanıyor şu an.”
— “Kimsenin bir şey dediği yok Servet.”
— “Mail kutuma baksana, tam altı saattir tek mail gelmedi!”
— “Ne güzel işte, kafa dinle.”
— “Güzel değil! Beni gruptan çıkardılar kesin!”
Servet Bey telaşla WhatsApp gruplarını kontrol eder.
Grupta sessizlik hakimdir.
Ekip üyeleri onun olmadığı bir hayatın tadını çıkarmaktadır.
Kimse ona bir şey sormamaktadır.
Dünya bensiz de dönüyor gerçeği ruhunu kemirir.
Servet Bey oturduğu sandalyede daha fazla dayanamaz.
Hemen şirket hattından Burak’ı arar.
Telefon çalar, çalar, çalar…
Sonunda Burak açar:
— “Alo, Servet Bey? Bir sorun mu var?”
— “Burak, dün gece gelen navlun teklifini onayladın mı?”
— “Onayladım Servet Bey. Hakan Bey bizzat baktı.”
— “Hakan Bey nereden bilecek navlunu?”
— “Gayet güzel çözüldü efendim, merak etmeyin.”
— “Sistemde hata vermedi mi?”
— “Hayır Servet Bey. Her şey yolunda.”
— “Bensiz mi çözdünüz?”
— “Evet efendim. İyi tatiller dilerim.”
Telefon yüzüne kapanır: düt, düt, düt.
Servet Bey boş ekrana baka kalır.
Dalga sesleri kulağında uğuldar.
Kırk beş günlük iznin henüz kırk sekizinci saatindedir.
Fakat içi bomboş kalmıştır.
Plazanın görünmez çarkları onu çoktan kusmuştur.
Geriye sadece güneş yanığı ve soğuk bir bilgisayar ekranı kalmıştır.
Plaza insanı tüketir.
Ama en çok da kendi vazgeçilmezlik masalında boğar.
Servet Bey terliklerini sürüyerek denize doğru yürür.
Suya sadece ayak parmaklarını sokar.
Su çok soğuktur.
Tıpkı plazanın insan kaynakları koridorları gibi.