Maslak’taki bir kulenin yirmi dördüncü katı sabahın ilk saatinde zifiri karanlık. Panjurlar henüz kalkmamış, koridorlar morg sessizliğinde. Yalnızca C bloğun köşesindeki masada beyaz bir ışık yanıyor.
Burası kıdemli operasyon yöneticisi Servet Bey’in kalesi. On iki yıldır aynı koltukta oturuyor. Stajyerler onun kucağında yönetici oldu, genel müdürler geldi gitti; Servet Bey kaldı. Elindeki porselen kupadaki kahve çoktan buz gibi olmuş, gözleri kan çanağı.
Açık ofisin sensörlü lambaları onu insan saymıyor. Hareketsiz durduğu için sürekli sönüyorlar. Servet Bey kolunu kaldırıp havayı öfkeyle silkeliyor, lambalar cızırdayarak yeniden yanıyor.
Temizlik görevlisi Recep geçer.
“Günaydın Servet Bey. Yine çok erkencisiniz. Biraz dinlenseniz mi?”
“Ben dinlenirsem bu operasyon durur Recep.”
Önündeki Excel’de binlerce sipariş kodu dizilidir. Hiçbirini başkasına devretmez, şifreleri yalnızca kendi kafasında saklar. Vazgeçilmezliğini böyle inşa etmiştir.
Kırk Beş Gün
Saat on olmadan İK’dan toplu bir e-posta düşer: “Yıllık İzin Bakiyelerinin Eritilmesi Hakkında.” Listenin en tepesinde Servet Bey’in adı vardır. Birikmiş izni: 45 gün.
Bu, yasal olarak ciddi bir sorundur. 4857 sayılı İş Kanunu madde 53’e göre işçi yıllık ücretli izin hakkından vazgeçemez; Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği de iznin hak edildiği yıl içinde kullandırılmasını ister. İş ilişkisi bittiğinde kullanılmamış izin, son ücret üzerinden paraya döner. Finans direktörü her çeyrek sonunda bu yüzden saçını başını yolar: Servet Bey’in izni bilançoda 420.000 liralık bir karşılık kamburudur.
İK Müdürü Begüm Hanım elinde tabletle masaya eğilir.
“Servet Beyciğim, sistemde kırk beş gün izniniz görünüyor.”
“Görünsün. Şirkete sadakat suç mu oldu?”
“Hayır ama denetimde başımız ağrır.”
“Ben tatile çıkarsam bu lojistik modeli kim yürütür?”
“Gençlere devredelim.”
“Gençler mi? Onlar iki formülü yan yana getiremiyor.”
“En azından iki hafta çıkın. Hukuk izin formu imzalatmamı istiyor.”
“Bırakın masaya. Vaktim olunca incelerim.”
Form klavyenin altına itilir ve orada sararmaya başlar.
Öğle Yemeği
Plazanın yemek katında genç uzman Pelin, Kaş’ta kiraladığı taş evin balkonunu telefondan gösteriyor. Masanın öbür ucunda Servet Bey, tatsız bir ton balıklı salataya çatalını batırıyor.
“Pelin Hanım, haftaya beş gün izin yazmışsınız.”
“Evet Servet Bey, altı aydır planlıyordum.”
“Tabii, herkesin kendi hayatı var neticede.”
“Bir sorun mu var?”
“Yok canım, ne sorunu olacak? Ben buradayım.”
“Siz bu yaz hiç çıkmadınız ama.”
“Benim lügatimde tatil yok. Ben geçen yıl hastaneden serumla mail attım.”
“Keşke atmasaydınız.”
“Atmasaydım o sevkiyat gümrükte çürürdü.”
Pelin lokmasını zorlukla yutar. Tatil sevinci boğazına dizilmiştir. Servet Bey kendi mutsuzluğunu ekibe eşit dağıtmanın huzuruyla peçetesini buruşturur.
Gece Biri Otuz İki
Pelin Bodrum’da bir otel odasında uyurken iş telefonu titrer. Slack, Genel Operasyon kanalı, saat 01.32.
“Pelin Hanım, iyi tatiller, rahatsız etmek istemezdim. Üçüncü çeyrek mutabakat tablosunu bulamıyorum.”
“Servet Bey, ortak sunucuda, Finans_Arşiv klasöründe.”
“Baktım, yok. Sabaha kalırsa CEO’ya rezil oluruz.”
“Ama saat gece iki.”
“Ben hâlâ ofisteyim Pelin Hanım. Bilginize.”
Ardından genel müdür dahil yedi direktörü CC’ye ekleyip bir e-posta döşer: “Ekip arkadaşlarımızın izin döneminde aksayan süreçleri şahsen toparlıyorum.”
Tebligat
Ertesi sabah Finans Direktörü Hakan Bey İK’ya dalar.
“Begüm, Servet’in izin karşılığı neden hâlâ erimedi?”
“Adamı zorla gönderemiyoruz.”
“Kanun açık değil mi?”
“Yönetmelik izin zamanını belirleme işini bize bırakıyor, biliyorum. Ama Servet kapıdan kovsan bacadan giriyor.”
“Hemen bir yazı hazırlayın.”
Öğleye doğru Servet Bey’in masasına bir zarf gelir: iki ay izne çıkarıldığına dair resmi bildirim. Okur okumaz rengi kül gibi olur.
“Beni kovuyor musunuz?”
“Hayır Servet Bey, sadece dinlenmenizi istiyoruz.”
“Ben yokken masama kim oturacak?”
“Kimse. İşleri dağıtacağız.”
“Yalan söylüyorsunuz. Beni tasfiye ediyorsunuz.”
Asıl korkusu başkadır: şirket o yokken batmayacaktır. Kamyonlar yine limana gidecek, faturalar yine kesilecek, maaşlar yine yatacaktır.
Ayvalık
İki gün sonra Servet Bey bir Ayvalık pansiyonunun bahçesinde, şirketin promosyon polo tişörtüyle dizüstü bilgisayarına bakıyor. İnternet sürekli kopuyor.
“Servet, kapat şu aleti artık. Denize bak.”
“Denize bakarsam faturalar gecikir Hanife! Altı saattir tek mail gelmedi, beni gruptan çıkardılar kesin!”
Dayanamaz, Burak’ı arar.
“Burak, dün gece gelen navlun teklifini onayladın mı?”
“Onayladım Servet Bey. Hakan Bey de baktı. Her şey yolunda.”
“Bensiz mi çözdünüz?”
“Evet efendim. İyi tatiller.”
Servet Bey terliklerini sürüyerek denize yürür, ayak parmaklarını suya sokar ve öylece kıpırdamadan durur. Bir süre sonra kolunu havaya kaldırıp silkeler.
“Ne yapıyorsun?” diye seslenir Hanife.
“Alışkanlık. Hareket etmeyince ışıklar sönüyor.”



