Zorlu Center Açık Hava Terası Fırtınası: Boğaz Ayazında 250 TL'lik Soğuk Çay İşkencesi
Zincirlikuyu tepesinde Boğaz fırtınasına açık meydan katı; Morini, Parle ve Cantinery masalarında rüzgardan uçuşan peçeteler, saniyede buz kesen bitki çayları ve lüks açık hava çilesinin anatomisi.
zorlu-center-acik-hava-terasi-firtinasi-ve-luks-cay-cilesi
Ekim ayının sert bir perşembe günü, saat tam 15.30.
Zincirlikuyu tepesinde gökyüzü kurşun rengidir. Boğaz Köprüsü bağlantısından yükselen rüzgar kulakları sağır eder. Ortaköy vadisinden kopan hava akımı tepeye tırmanır.
Zorlu Center’ın devasa açık meydan katı tam bu rüzgarın göbeğindedir.
Burası İstanbul’un en pahalı açık hava avlusudur. Etrafta lüks mağazalar dizilidir. Ortada meşhur cam küp parlar.
Fakat hava sıcaklığı aniden sekiz dereceye düşmüştür.
Rüzgar kulelerin cephelerine çarpar. Aşağıdaki meydana doğru şiddetle dalar.
Meydandaki masalarda oturan yüzlerce finansçı vardır. Fon yöneticileri, kurumsal avukatlar ve kreatif direktörler yan yanadır. Hepsi ince kaşmir kabanlarına sarılmıştır.
Kimse içeri girmek istemez. Çünkü içeride oturmak prestij kaybıdır. Masada görünmek zorunludur.
Masaların üstündeki peçeteler havalanır. Menüler rüzgardan sayfa çevirir. Porselen fincanlardan yükselen duman anında dağılır.
Garson ince belli cam bardakta çayı masaya bırakır. Fiyatı tam 250 TL’dir. Çayın sıcak kalma süresi ise sadece kırk beş saniyedir.
I. Meydan Katının Rüzgar Tüneli: Açık Hava Yanılsaması
Zorlu Center meydan katı mimari bir iddiadır. Doğal hava sirkülasyonu hedeflenmiştir.
Ancak sonuç devasa bir kentsel rüzgar tünelidir.
Kulelerin geometrisi hava akımını sıkıştırır. Boğaz’ın nemli poyrazı meydanda fırtınaya dönüşür. Saatteki hızı kırk kilometreyi rahatça geçer.
Meydandaki dev yeşil saksılar bile sallanır. Palmiye yaprakları çılgınca savrulur.
Cantinery önündeki masada iki fon yöneticisi oturur. Biri kabanının yakasını yukarı kaldırır:
— “Can Bey, burası bugün biraz esiyor mu?”
— “Biraz mı Selim? Az önce laptoptan bir slayt uçtu sandım.”
— “İçeri geçelim mi, içeride boş masa var.”
— “Asla olmaz Selim. Bugün Maslak ekibi de burada. Dışarıda görünmemiz lazım.”
— “Ama parmaklarımı hissetmiyorum. Çatalı tutamıyorum.”
— “Montunu fermuarla Selim. Deal konuşuyoruz, dayan biraz.”
Can Bey çantasından deri eldivenlerini çıkarır. Bilgisayarın klavyesine eldivenle basar.
Garson yan masaya doğru hızla koşar. Rüzgar bir küllüğü kapıp yere çarpmıştır:
— “Beyefendi kusura bakmayın, vanturi etkisi var bugün.”
— “Ne etkisi kardeşim, Boğaz’ın suyu masaya gelecek neredeyse.”
— “Hemen ısıtıcıyı yakıyorum efendim.”
— “O ısıtıcı az önce sadece saçımın üstünü yaktı, bacaklarım dondu.”
— “Kademesini üçe alıyorum hemen.”
Teras müşterisi acı çeker. Fakat yerinden kalkmaz. Bu bir dayanıklılık testidir.
II. 250 TL’lik Çayın Termodinamik İflası
Lüksün bedeli her zaman nakit ödenmez. Bazen doğrudan soğukla ödenir.
Meydan katında bir bardak çay 250 TL’dir. Yanında gelen minik kurabiye rüzgarda kurur.
Çay masaya konduğu an sıcaklığı seksen derecedir. İkinci dakikada elli dereceye düşer. Üçüncü dakikada ise buz gibi bir sıvıya dönüşür.
Finans analisti Burcu Hanım fincana bakar:
— “Garson bey, bu çay buz gibi.”
— “Efendim iki dakika önce taze getirdim.”
— “Ama soğuk, resmen soğuk çay bu.”
— “Rüzgar çok sert Burcu Hanım. Fincanı iki elinizle sarın isterseniz.”
— “Ben çaya 250 lira verdim. Fincanı ısıtmak için mi aldım?”
— “Yenileyelim efendim, ama yeni çay da bir dakikada soğur.”
— “Termosla servis yapın o zaman.”
Burcu Hanım haklıdır. Fakat fizik kuralları lüks tanımaz.
Açık havadaki konveksiyonel soğuma acımasızdır. Sıcak içecek anında irtifa kaybeder.
Aynı masada oturan direktör Kaan Bey güler:
— “Burcu boşuna uğraşma. Ben espresso söyledim. Tek dikişte bitirdim.”
— “Dilin yanmadı mı Kaan?”
— “Yandı ama donmaktan iyidir. Çay içmek burada taktiksel hatadır.”
— “Bitki çayı söyledim ben, papatya iki dakikada dondu.”
— “Papatya fırtınaya dayanamaz. Burada sadece sert kahve içilir.”
Garson hesabı masaya bırakır. Masada iki soğuk çay ve bir espresso vardır. Toplam tutar kuverle birlikte 1.200 TL tutar.
İçilmeyen çaylar masada kederle parlar. Bu paraya kışlık eldiven alınırdı.
III. Morini ve Cantinery Hattında Peçete Avı
Meydan katının orta aksı rüzgarın ana otobanına benzer.
Morini ile Cantinery arasındaki koridor en tehlikeli bölgedir. Buradan geçen herkes iki büklüm yürür.
Saat 16.15 sularında rüzgar aniden şiddetlenir.
Bir anda masalardan onlarca keten peçete havalanır. Beyaz peçeteler gökyüzünde martı gibi süzülür.
Peçetelerin peşinden koşan stajyerler komik görüntüler oluşturur:
— “Mert koş, masadaki bütçe sunumu uçuyor!”
— “Hangi sayfa uçtu Emre Abi?”
— “Faiz projeksiyonları uçtu, Eataly’nin çatısına gidiyor!”
— “Yakaladım abi, Louis Vuitton vitrinine yapışmış.”
— “Çabuk getir, ıslanmasın sayfalar.”
Mert nefes nefese masaya döner. Evrakları dizüstü bilgisayarın altına sıkıştırır.
Bu sırada yan masada bir bardak devrilir. Su rüzgarın etkisiyle havada dağılır. İnsanların yüzüne yağmur gibi iner:
— “Yağmur mu başladı?”
— “Hayır, yan masanın maden suyu yüzümüze geldi.”
— “İnanılmaz bir yer burası. Resmen doğayla savaş veriyoruz.”
— “Ama ambians çok iyi değil mi?”
— “Ambians harika. Rüzgar yüzünden yüzüm felç oldu ama ambians harika.”
Plaza çalışanları için terasta oturmak bir vitrindir. Herkes birbirini süzer. Kim kiminle oturuyor, hangi ortak masada, hangi fon temsilcisi geldi.
Bu bilgilerin bedeli soğuk algınlığıdır.
Ertesi gün ofislerde burun çeken onlarca müdür görülür:
— “Grip misiniz Selim Bey?”
— “Yok grip değilim. Dün Zorlu terasında iki saat bilanço tartıştık.”
— “Geçmiş olsun, orası adamı hasta eder.”
— “Ama görüşme çok verimli geçti, anlaşmayı bağladık.”
— “Ciğerinizi verdiniz ama anlaşma cepte.”
IV. Dışarıda Teras Gururu, İçeride Isıtıcı Savaşları
Meydandaki kafeler dış mekana dev ısıtıcılar yerleştirmiştir.
Kırmızı ışık saçan elektrikli sobalar tepeden sarkar. Gazlı mantar ısıtıcılar ise masaların arasına serpiştirilmiştir.
Ancak bu ısıtıcılar sadece lokal sıcaklık üretir. Kafanız alev gibi yanar. Ayaklarınız ise buz keser.
Yatırım danışmanı Aylin Hanım durumu özetler:
— “Tepem pişti, ayaklarım ise buz tuttu.”
— “Isıtıcının yönünü çevireyim mi Aylin Hanım?”
— “Aman dokunma garson bey. Çevirirsen omuzlarım da donar.”
— “Mantar sobayı yaklaştırayım mı?”
— “Yaklaştırma, geçen hafta birinin kaşmir atkısı tutuştu burada.”
— “Doğrudur efendim, rüzgar alevi savuruyor bazen.”
Isıtıcı savaşı meydanın en sert mücadelesidir.
Gelen her müşteri ısıtıcıyı kendi masasına çeker:
— “Pardon beyefendi, o soba bizim masaya aitti.”
— “Biz geldik buradaydı kardeşim.”
— “Biz bir saattir buradayız, donduk.”
— “Biz de insanız, montla oturuyoruz.”
Kurumsal unvanlar ısıtıcı önünde sıfırlanır. Partner avukat ile genç yazılımcı soba için kapışır.
Garsonlar arabulucu rolü üstlenir:
— “Sakin olalım lütfen. Ortaya bir ısıtıcı daha koyuyoruz.”
— “O ısıtıcı bozuk, sadece tıkırdıyor.”
— “Hemen teknisyeni çağırıyorum.”
Teknisyen gelene kadar hava kararır. Rüzgar daha da keskinleşir.
V. Cam Fanusların İçi ve Dışarısı: Sınıfsal Katmanlar
Zorlu Center’ın içi ile dışı iki ayrı dünyadır.
İçeride sıcaklık yirmi iki derecede sabittir. Hava filtrelenmiştir. Müzik hafifçe çalar.
Fakat içerisi sıkıcı bulunur. İçeride oturmak AVM müşterisi olmaktır.
Dışarısı ise er meydanıdır. Dışarıda oturmak ‘networking’ yapmaktır.
Genel Müdür Yardımcısı Sinan Bey içeriye bakan cam cepheye sırtını döner:
— “İçerisi bana havasız geliyor Tolga.”
— “Sinan Abi dışarısı da fırtına koparıyor ama.”
— “Olsun, açık hava zihni açar. Oksijen alıyoruz.”
— “Oksijen değil abi, Boğaz’ın tuzlu sisini yutuyoruz.”
— “Bak karşı masaya, Cenk Beyler orada. Onlara selam vermem lazım.”
Sinan Bey ayağa kalkar. Rüzgara karşı üç adım atar. Ceketinin önü açılır. Kravatı omzunun üzerinden geriye uçar:
— “Cenk selam! Siz de mi buradasınız?”
— “Sinan merhaba! Sesini duyamıyorum, rüzgar sesi yutuyor!”
— “Diyorum ki akşam yemeğine kalıyor musunuz?”
— “Ne yemeği Sinan, donduk! Arabayı çağırdık, kaçıyoruz!”
İki yönetici yüksek sesle haykırır. Birbirlerine laf anlatmaya çalışırlar. Rüzgar kelimeleri havada parçalar.
Bu açık hava meydanı bir güç gösterisidir. Kim soğuğa daha çok dayanırsa o kazanır.
Masadaki dizüstü bilgisayarların pilleri soğuktan hızla biter. Yüzde 80 olan şarj yarım saatte yüzde 20 seviyesine geriler.
— “Tolga bilgisayar kapandı.”
— “Benimki de dondu abi. Pil uyarısı veriyor.”
— “Lityum piller bu ayaza dayanamıyor.”
— “Toplantıyı bitirelim o zaman Sinan Abi.”
— “Tamam, hesabı iste. Ama yarın yine buradayız.”
— “Yarın termal içlikle geleceğim abi.”
— “En doğrusu. Profesyonellik bunu gerektirir.”
VI. Akşam Ayazı ve Meydanın Sessiz Çöküşü
Saat 18.00 olduğunda hava tamamen kararır.
Boğaz Köprüsü’nün sarı ve beyaz ışıkları uzaktan parıldar. Köprü trafiği kilitlenmiştir.
Zorlu Meydanı’ndaki rüzgar geceyle birlikte şiddetini artırır. Boğaz fırtınası artık ıslık çalmaktadır.
Masalardaki son kurumsal savaşçılar da pes eder.
Hesaplar ödenir. Titreyen eller kartları pos cihazına uzatır:
— “Temassız çekin lütfen, şifreyi tuşlayacak halim kalmadı.”
— “Çektim efendim, afiyet olsun.”
— “Afiyet değil, mucize oldu kurtulduk.”
— “Yine bekleriz efendim.”
— “İlkbaharda belki, nisan gibi geliriz.”
İnsanlar kabanlarına sıkıca bürünüp iç kapılara hücum eder. Döner kapıdan içeri giren herkes derin bir ‘oh’ çeker.
Sıcak hava dalgası yüzleri çarpar. Donmuş yanaklar kızarmaya başlar.
Dışarıda kalan meydan ise tamamen ıssızlaşır.
Boş masalar, rüzgarda sürüklenen peçeteler ve sallanan ısıtıcı lambalar kalır.
250 TL’lik çayların porselen fincanları soğuk mermerlerde donar.
Zorlu Center meydanı bir günü daha böyle kapatır.
Burası paranın, prestijin ve dondurucu rüzgarın kusursuz buluşma noktasıdır. Açık havada çay içmek lüks olabilir. Fakat o çayı bitirmek kesinlikle bir hayatta kalma sanatıdır.