Holding Emeklisi Olup Danışman Sıfatıyla Şirkette Maaş Alan Gölge Krallar
Yetmiş iki yaşında, haftada yalnızca salı günleri öğleden önce holdinge uğrayıp Dünya gazetesi okuyan kıdemli danışman portresi. Sıfır operasyonel sorumlulukla döviz bazlı huzur hakkı alan ve otuz beş yaşındaki genel müdür yardımcılarını tek bir bakışıyla titreten kurumsal fosiller.
holding-emeklisi-olup-danisman-sifatiyla-sirkette-maas-alan-golge-krallar
Saat Salı sabahı 10.15.
- Levent’teki Sabancı Center kulelerinin önü her zamanki gibi telaşlıdır.
Genç uzmanlar ellerinde karton kahve bardaklarıyla koşuşturur.
Turnikelerde kart okuma sesleri peş peşe yankılanır.
Güvenlik görevlileri her zamanki gibi tetikte bekler.
Herkes bir toplantıya, bir teslim tarihine yetişmeye çalışır.
Fakat otopark girişinde siyah bir Mercedes S-Class yavaşça durur.
Araç 2018 modeldir ama boyası ilk günkü gibi pırıl pırıldır.
Şoför hızla arabadan iner.
Arka kapıyı iki eliyle hürmetle açar.
İçeriden Reha Bey iner.
Reha Bey yetmiş iki yaşındadır.
Üzerinde özel dikim lacivert bir kruvaze ceket vardır.
Kravatı hakiki ipektir ve kusursuz bağlanmıştır.
Ceketinin sol yakasına takılı minik gümüş bir holding rozeti parlar.
Bu rozet kırk iki yıllık sadakatin sembolüdür.
Reha Bey yirmi beş yıl boyunca holdingin mali işler başkanlığını yürütmüştür.
Sekiz yıl önce yasal yaş sınırından emekli olmuştur.
Fakat holdingden tek bir gün bile kopmamıştır.
Yeni unvanı şirket kartvizitinde altın yaldızla parlar:
“Yönetim Kurulu Baş Danışmanı”.
Haftada sadece bir gün, salı sabahları teşrif eder.
Kimse ona iş veremez.
Kimse ona hesap soramaz.
O holdingin yaşayan kurumsal hafızasıdır.
Ve holdingin en rahat döviz kazanan gölgesidir.
I. Salı Sabahı 10.30: Siyah Mercedes ve Ağır Adımlar
Reha Bey kulelerin mermer lobisine ağır adımlarla adım atar.
Turnikeye kesinlikle kart basmaz.
Cebinde şirket kimlik kartı bile yoktur.
Turnikenin yanındaki VIP protokol kapısı onun için ardına kadar açılır.
Güvenlik müdürü yerinden fırlar.
Ceketinin iki düğmesini birden ilikler.
— “Hoş geldiniz Reha Bey. Saygılar efendim.”
Reha Bey sadece başını hafifçe eğer.
— “Sağ ol evlat. Havalar da ısınamadı bir türlü.”
— “Haklısınız efendim. Emredersiniz, asansörü tutuyorum.”
Yönetici asansörüne doğru sakin adımlarla ilerler.
Otuz katı tek nefeste çıkan özel asansör kapısını açar.
İçeride genç bir marka müdürü vardır.
Kız yirmi altı yaşındadır, elinde iPad taşır.
Reha Bey’i görünce anında en köşeye çekilir.
Tableti iki eliyle göğsüne bastırır.
Nefes almaktan bile çekinir.
Reha Bey ona bakar, babacan bir edayla tebessüm eder.
— “Merhaba kızım. Hangi departmandasın?”
— “Kurumsal İletişim efendim. Günaydın.”
— “Güzel, güzel. Rahmetli kurucumuz iletişime pek kıymet verirdi. Çok çalışın.”
Genç kız başını sallar, tek kelime daha edemez.
Kırkıncı kata çıkana kadar asansörde tam bir kabir sessizliği hakimdir.
Reha Bey için bu devasa gökdelen bir iş yeri değildir.
Burası onun yarım asırlık oturma odasıdır.
Yerdeki mermerlerin cinsini bile 1996 yılında bizzat o onaylamıştır.
Kapı açılır.
Yönetim katının kalın bordo halısı adımlarını yutar.
Burası mutlak sessizliğin ve dokunulmaz gücün krallığıdır.
II. Köşe Ofisin Dokunulmazlığı: Ceviz Masa ve Dünya Gazetesi
Reha Bey’in odası yönetim katının en batı ucundadır.
Köşe camlardan tüm İstanbul Boğazı ayaklar altına serilir.
Oda elli metrekaredir.
İçeride yekpare ceviz ağacından oyma devasa bir masa uzanır.
Masanın üzerinde tek bir bilgisayar göremezsiniz.
Reha Bey bilgisayar kullanmaz.
Dizüstü bilgisayarları sevmez, monitörleri göz yorucu bulur.
E-posta göndermez, gelen mailleri asla okumaz.
Masanın üstünde deri kaplı sümen ve antika bir Parker dolma kalem durur.
Odanın köşesinde özel bir hava temizleme cihazı homurdar.
Bina genelinde sigara içmek kesinlikle yasaktır.
Fakat Reha Bey purosunu istediği zaman yakar.
Kimse de tek kelime edemez.
Sekreteri Sevim Hanım kapıyı iki kez tıklar.
Sevim Hanım otuz yıldır Reha Bey ile birlikte çalışır.
Birbirlerinin bakışlarından her şeyi anlarlar.
— “Günaydın Reha Bey. Kahvenizi getirdim.”
Gümüş tepside porselen fincanı masaya bırakır.
— “Sağ ol Sevim. Şekersiz ve orta kavrulmuş değil mi?”
— “Her zamanki gibi efendim. Günlük basınınız da hazır.”
Masanın sol köşesinde ütülenmiş gibi düzgün gazeteler durur:
Dünya gazetesi, Sabah ve Financial Times.
Reha Bey deri koltuğuna yavaşça gömülür.
Kemik çerçeveli gözlüğünü burnunun ucuna indirir.
Dünya gazetesinin manşetini açar.
Döviz kurlarını ve borsa endeksini satır satır tarar.
Onun maaşı Türk Lirası cinsinden değildir.
Sözleşmesinde net on iki bin euro olarak sabitlenmiştir.
Resmi muhasebe kayıtlarında adı “Huzur Hakkı ve Danışmanlık Hizmet Bedeli” geçer.
Holding kriz yaşayabilir, fabrikalar kapanabilir, bütçeler kısılabilir.
Fakat Reha Bey’in eurosu her ayın birinde İsviçre bankasındaki hesabına yatar.
III. Genel Müdür Yardımcısının Saygı Duruşu: “Reha Bey Bir Fikriniz Var mı?”
Saat 11.15 olur.
Odanın ağır ahşap kapısı iki kez saygıyla vurulur.
İçeriye Finans Genel Müdür Yardımcısı Tolga Bey girer.
Tolga Bey otuz sekiz yaşındadır.
Boğaziçi mezunudur, Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmıştır.
Wall Street’te beş yıl yatırım bankacılığı yürütmüştür.
Holding onu üç yıl önce büyük vaatlerle transfer etmiştir.
Haftada seksen saat aralıksız çalışır.
Gözlerinin altı mosmordur.
Fakat Reha Bey’in karşısında liseli bir öğrenci gibi iki büklümdür.
Ceketinin iki düğmesi de sımsıkı iliklidir.
— “Reha Bey, vaktiniz var mıydı efendim? Rahatsız etmiyorum umarım?”
Reha Bey gazetesini dizlerinin üzerine yavaşça indirir.
— “Gel Tolga evlat, otur bakalım. Ne var ne yok piyasalarda?”
Tolga Bey deri dosyasını hürmetle masanın kenarına bırakır.
— “Efendim, yeni sendikasyon kredisi yenilemesi vardı. Yabancı bankalar marjı artırmak istiyor.”
Reha Bey bıyık altından hafifçe güler.
Fincanından küçük bir yudum çeker.
— “Ah Tolga ah. Siz yeni nesil her şeyi Excel tablolarından ibaret sanıyorsunuz.”
Tolga Bey yutkunur, kravatını hafifçe gevşetmek ister ama cesaret edemez.
— “Reha Bey, Londra’daki konsorsiyum sürdürülebilirlik kriterleri ve ESG skoru dayatıyor.”
Reha Bey elini havada sallar.
— “Bırakın bu batı icadı lafları. ESG neymiş? 1994 krizinde biz ne yaptık bilir misin?”
Tolga Bey bilmez.
Çünkü 1994 yılında Tolga henüz ortaokul birinci sınıftaydı.
Ama mecburen başını öne eğer:
— “Lütfen anlatın Reha Bey, tecrübeniz bizim için ışıktır.”
— “Hazine Müsteşarı’nı Ankara’da bir akşam yemeğine çıkardık. Yanına da iki kamu bankası genel müdürünü aldık. Bir şişe şarap açtık, gece yarısı iki imzayla yüz milyon doları kasaya koyduk.”
Tolga Bey içinden derin bir çığlık atar.
Finansal piyasalar tamamen dijitalleşmiştir.
Uluslararası regülasyonlar her adımı denetler.
Fakat Reha Bey’e bunu asla söyleyemez.
Çünkü Reha Bey, Yönetim Kurulu Başkanı’nın rahmetli babasının kadim dostudur.
— “Çok haklısınız Reha Bey. İlişki yönetimi gerçekten paha biçilemez.”
— “Öyledir evlat. Sen o İngilizlere benim selamımı söyle. Reha Bey bu şartları kabul etmez de.”
Tolga Bey dosyayı toplar.
Teşekkür ederek geri geri yürüyüp odadan çıkar.
Reha Bey fincanını kenara iter.
Ve gazetesinde gayrimenkul sayfasına döner.
IV. Döviz Cinsinden Huzur Hakkı ve TTK Madde 394
Saat 12.00 olur.
Aşağı katlarda, altıncı kattaki İnsan Kaynakları departmanında telaş vardır.
Direktör masasında yıllık bütçe kısıntı tablolarını inceler.
Holding genelinde sert bir kemer sıkma politikası başlatılmıştır.
Uzman yardımcılarının yemek kartı limitleri yüzde 15 oranında budanmıştır.
Ofis içi kahve makinelerinden taze çekirdek kahve kaldırılmıştır.
Yerine ucuz çözünebilir granül kahve kavanozları konulmuştur.
Tüm departmanlara e-posta atılmıştır:
“Maliyet optimizasyonu gereği renkli çıktı almak yasaklanmıştır.”
Bu kısıntılarla şirketin aylık elli bin lira tasarruf etmesi hedeflenir.
Direktör derin bir nefes verir.
Excel tablosunda en alt satıra kadar kaydırır.
Harcama kodu: 904 - Yönetim Kurulu Danışmanlık ve Temsil Giderleri.
Reha Bey’in tek satırlık maliyeti parlar:
Net 12.000 Euro artı KDV.
Türk Lirası karşılığı beş yüz bin lirayı aşar.
Üstelik harcama kalemleri bununla sınırlı değildir.
Siyah Mercedes’in aylık operasyonel filo kiralama bedeli vardır.
Şoförün maaşı ve fazla mesaisi vardır.
Özel benzin kartı limiti sınırsızdır.
Liman Lokantası ve Bebek Balıkçısı adisyonları doğrudan holdinge fatura edilir.
Ayrıca tüm sülalesini kapsayan VIP limitsiz özel sağlık sigortası poliçesi devrededir.
İnsan Kaynakları Direktörü bu satıra elini bile süremez.
Türk Ticaret Kanunu Madde 394 gereğince Genel Kurul kararıyla onaylanmıştır.
Bu satırı sorgulamaya kalkan direktörün iş akdi aynı akşam feshedilir.
Genç analistler haftada yetmiş saat ter dökerken tek kuruş prim alamaz.
Reha Bey ise ayda dört gün, toplam sekiz saat holdinge uğrar.
Saatlik kazancı holding genel müdürünü bile geride bırakır.
Fakat bu düzen sorgulanamaz bir holding dogmasıdır.
V. Genç Yeteneklerin Çilesi: “Reha Bey’e de Bir Gösterelim”
Saat 12.45.
Yönetim katının koridorunda iki kıdemli iş geliştirme müdürü fısıldaşır.
— “Romanya güneş enerjisi santrali projesinin imzasını tamamladın mı?”
— “İcra Kurulu onayladı ama dosya Reha Bey’in masasında takıldı.”
— “Yahu Reha Bey fotovoltaik panelden ne anlar?”
— “Anlamasına gerek yok ki. CEO ‘Büyüğümüzün de bir göz nuru değsin’ dedi.”
Reha Bey’in odasına giren her dosya en az bir ay rehin kalır.
Çünkü Reha Bey sayfaları çevirip fizibilite okumaz.
Klasörü deri sümeninin sağ tarafına koyar.
Üzerine antika gümüş kağıt ağırlığını yerleştirir.
Haftada bir kez dosyaya uzaktan bakar.
— “Bu yatırımın konjonktürü henüz oturmamış.”
Söylediği tek cümle budur.
Altında hiçbir finansal model, hiçbir veri seti yoktur.
Sadece elli yıllık holding sezgisi vardır.
Ve o sezgi holdingin tüm yapay zeka algoritmalarından daha üstün kabul edilir.
Proje ekibi çaresizce raporu baştan yazar.
Grafiklerin renklerini değiştirirler.
Yazı tipini Times New Roman yaparlar.
Dört hafta sonra Reha Bey dosyayı parmak ucuyla iter:
— “Bakın, üstünde biraz kafa yorunca nasıl da adam oldu. Şimdi imzaya sunabilirsiniz.”
Gerçekte raporda tek bir rakam bile oynamamıştır.
Mühendisler koridorda saçını başını yolar.
Fakat kimse itiraz edemez.
Gölge kralların onay mührü olmadan holdingde tek bir çivi bile çakılamaz.
VI. Kurumsal Fosilin Zaferi: Hiçbir Şey Yapmadan En Çok Kazanmak
Saat 13.30 olur.
Reha Bey deri koltuğundan ağırbaşlı bir tavırla kalkar.
Ceketinin önünü düzeltir.
Dolma kalemini kadife kutusuna yerleştirir.
Okuduğu gazeteleri düzenli bir şekilde katlar.
Pardösüsünü askıdan alır.
Kapıya yönelir ve sekreterine seslenir:
— “Sevim kızım, ben müsaadenizle ayrılıyorum. Haftaya Salı görüşmek üzere.”
— “Güle güle Reha Bey. Şoförünüz lobi kapısında hazır bekliyor.”
Reha Bey koridorda yeniden süzülür.
Kat sakinleri ayağa kalkar, ceket ilikler, hürmetle selam durur.
Reha Bey elini hafifçe kaldırarak selamları kabul eder.
Sanki büyük bir kriz masasını başarıyla yönetmiş muzaffer bir generaldir.
Oysa son üç saat boyunca yaptığı tek iş şudur:
İki fincan şekersiz kahve içmiştir.
Bir kase lüks çifte kavrulmuş Antep fıstığını bitirmiştir.
Dünya gazetesinin ekonomi köşelerini satır satır okumuştur.
Ve genç genel müdür yardımcısının iki aylık moralini yerle bir etmiştir.
Özel asansörle yer altı otoparkına iner.
Siyah Mercedes’in kapısı açılır.
Reha Bey yumuşak arka koltuğa oturur.
Şoför dikiz aynasından bakar:
— “Kandilli’ye mi efendim?”
— “Evet evlat, yalıya doğru sür. Hanım öğle yemeğine levrek buğulama yapmış.”
Araba otoparkın karanlığından çıkar, öğle güneşine kavuşur.
Büyükdere Caddesi’nde trafik yine felçtir.
Plazaların camları arkasında binlerce beyaz yakalı klavye başında tükenir.
Hepsinde bir performans baskısı, terfi telaşı ve işten atılma korkusu vardır.
Reha Bey ise arabanın konforlu camından Boğaz’ın serin sularını seyreder.
O kurumsal hayatın en büyük sırrını çözmüştür:
Sistemde ter dökenler sadece çarkı çevirir.
Asıl kazananlar ise çarkın sahibinin yanında yaşlanıp gölgede kalanlardır.
Mercedes Boğaz Köprüsü’ne doğru ilerlerken plazalar arkada kalır ve hayat sessizce akmaya devam eder.