Kurumsal Ajanda ve Termos Kapışması: Yıl Sonu Eşantiyon Savaşları
Maslak plazalarında aralık ayının son haftası patlak veren kurumsal eşantiyon çılgınlığı. İtalyan deri ajanda ve çelik termos kapabilmek için idari işler deposunu basan müdürler, torpil listeleri ve koli savaşları.
kurumsal-ajanda-ve-termos-kapismasi-yil-sonu-essantiyon-savaslari
Saat 24 Aralık sabahı 09.15.
Maslak Sun Plaza’nın eksi ikinci katındayız.
Hava taze koli bandı, matbaa mürekkebi ve rutubet kokar.
Mal kabul rampasına dev bir nakliye kamyonu yanaşır.
Kamyonun kasasında yüzlerce kahverengi koli durur.
Kolilerin üstünde büyük harfler okunur: 2027 YILI KURUMSAL PROMOSYON SETLERİ.
O anda binadaki dedikodu çarkı dönmeye başlar.
Yirmi dördüncü kattaki Açık Ofis birden hareketlenir.
Gözler bilgisayar ekranlarından ayrılır.
Fısıltı kulaktan kulağa yayılır:
— “Termoslar gelmiş.”
— “Gerçekten çelik miymiş?”
— “Hem de çift cidarlı, mat siyah, logolu.”
— “Ajandalar nasıl?”
— “Müdürlere hakiki İtalyan deri, uzmanlara suni deri.”
— “Hemen aşağı inelim, Muzaffer Bey kolileri açmadan kapalım!”
Kıdemli Pazarlama Müdürü Nilüfer Hanım topuklu ayakkabılarıyla fırlar.
Yan masadaki Satış Yöneticisi Cenk montunu sırtlar.
Yıl sonu eşantiyon savaşı resmen başlamıştır.
Holding koridorlarında liyakat biter, koli kapma refleksi başlar.
I. Mal Kabulde Koli Alarmı: Fısıltı Gazetesi Yayılır
Saat 09.30 olur.
Asansörler eksi ikinci kata aralıksız personel taşır.
Normalde o kata sadece temizlik personeli iner.
Fakat bugün tüm orta kademe yöneticiler depodadır.
Depo kapısının önünde İdari İşler Şefi Muzaffer Bey durur.
Nilüfer Hanım en öne geçer, tatlı bir tebessüm takınır:
Asansörler yetersiz kalınca yangın merdiveninden inenler olur.
Topuklu ayakkabıların demir basamaklardaki yankısı binayı sarar.
Şirket içi gayriresmi dedikodu gruplarında bildirimler patlar:
“Kızlar koşun, termoslar bu sene mat antrasitmiş!”
“Ajandaların içinde dünya haritası ve metro krokisi varmış!”
Herkes bir şeyler kapmanın derdine düşer.
Normalde birbirine selam vermeyen direktörler kapıda yan yana dizilir.
Muzaffer Bey elli beş yaşındadır. Yirmi yıldır deponun mutlak hakimidir.
Kemerinde elli tane anahtar şıkırdar.
Gözlüğü burnunun üstünde durur, elinde kırmızı kaplı bir zimmet defteri vardır.
Nilüfer Hanım en öne geçer, tatlı bir tebessüm takınır:
— “Günaydın Muzaffer Beyciğim, ne kadar dinç görünüyorsunuz.”
Muzaffer Bey kaşlarını çatar:
— “Boşuna övme Nilüfer Hanım. Dağıtım talimatı henüz gelmedi.”
— “Ama Muzaffer Bey, bizim pazarlama ekibi için yirmi set lazımdı.”
— “Sizin departmanın kotası on iki adet görünüyor.”
— “Sekiz kişiyi aç mı bırakalım Muzaffer Bey?”
— “Ben bilmem. Genel Sekreterlik onay listesi gönderecek.”
Cenk arkadan boynunu uzatır:
— “Muzaffer Abi, bana beş koli termos lazım. Müşterilere hediye edeceğim.”
Muzaffer Bey bıyık altından güler:
— “Geçen yıl da öyle dedin Cenk. Termosları Sarıyer’deki balıkçı arkadaşlarına dağıttın.”
Cenk yutkunur, itiraz edemez.
Depo kapısı açılmaz, gerilim tırmanır.
II. Eşantiyon Kast Sistemi: Hakiki Deri vs. Spiralli Plastik
Holding dünyasında unvanlar kartvizitte değil, yıl sonu kutusunda belli olur.
Kurumsal promosyon sistemi katı bir kast sistemine dayanır.
Muzaffer Bey’in listesinde dört ayrı sınıf tanımlanmıştır.
1. Sınıf: C-Level ve Yönetim Kurulu.
Özel ahşap kutu içinde gelir.
Hakiki İtalyan dana derisi ajanda, yaldızlı isim baskısı.
Sayfaları yüz yirmi gram fildişi rengi kuşe kağıttır.
Dolma kalem mürekkebini anında emer, arkaya asla geçirmez.
Mat siyah, dijital sıcaklık göstergeli akıllı çelik termos.
Ve gümüş kaplama Parker dolma kalem.
2. Sınıf: Direktörler ve Bölüm Müdürleri.
Mıknatıslı lacivert kutu.
Termo deri ajanda, isim baskısız.
Sayfaları seksen gram beyaz birinci hamur kağıttır.
Paslanmaz çelik 500 ml kupa termos.
Lazer baskılı metal tükenmez kalem.
3. Sınıf: Uzmanlar ve Kıdemli Uzmanlar.
Şeffaf jelatin poşet içinde dağıtılır.
Suni deri, kenarları dikişsiz gri ajanda.
Sayfaları saman kağıdından hallicedir, tükenmez kalem yazarken kağıdı deler.
Plastik kaplı, kapağından sızdıran termos kupa.
Plastik gövdeli mavi promosyon kalemi.
4. Sınıf: Stajyerler ve Taşeron Personel.
Masa takvimi ve üzerinde holding logosu kaymış tek bir plastik kalem.
Nilüfer Hanım kutuların etiketlerine bakar:
— “Muzaffer Bey, bana neden 2. Sınıf kutu veriyorsunuz?”
— “Unvanınız müdür çünkü Nilüfer Hanım.”
— “Ama ben kıdemli müdürüm, direktör sayılırım!”
— “İK listesinde direktör yazmıyor. İsminizin yanında sadece MÜDÜR var.”
Nilüfer Hanım küplere biner.
Tek bir termos kutusu yüzünden holdinge olan tüm sadakati sarsılır.
III. Muzaffer Bey’in Çelik Kapısı: Torpil ve Çikolata Rüşvetleri
Öğle saatleri yaklaşır.
Muzaffer Bey’in odası ziyaretçi akınına uğrar.
Kapı ardı ardına çalınır.
Gelen gidenin haddi hesabı yoktur.
Finans Müdürü elinde lüks Belçika çikolatasıyla içeri girer:
— “Muzafferciğim, canım abim, çayın yanına tatlı getirdim.”
— “Sağ ol Vedat Bey, eksik olma.”
— “Bizim hanım geçen yılki termosun kapağını kırmış da…”
— “Eee Vedat Bey?”
— “Bize fazladan bir siyah çelik ayırabilir misin?”
— “Kota bitti Vedat Bey, genel müdür yardımcısına bile zor yetirdik.”
— “Yapma be Muzaffer, çocukların okul taksitinde yardımcı olmuştum.”
Muzaffer Bey iç çeker, çekmeceden gizli bir anahtar çıkarır:
— “Kutuyu ceketinin altına sakla, kimse görmesin.”
Vedat Bey termosu montunun içine sokar.
Hırsız gibi etrafına bakarak hızlı adımlarla uzaklaşır.
İçeri elinde yarım kilo Karaköy Güllüoğlu baklavasıyla Lojistik Müdürü girer.
Kutuyu hürmetle Muzaffer Bey’in masasına koyar:
— “Muzaffer Abim, fıstıklısından getirdim, afiyetle ye.”
— “Sağ ol Sabri Bey, yine ne istiyorsun?”
— “Bizim yeğen üniversiteye başladı da, ona bir termos lazım.”
— “Baklavayla termos mu rüşvet alacağız Sabri Bey?”
— “Aşk olsun abi, hediyeleşmek sünnettir.”
Muzaffer Bey kutuyu açar, bir dilim baklavayı ağzına atar:
— “Neyse, arkadaki koliden bir tane kap hemen, görmeyeyim.”
Sabri Bey zaferle fırlar.
Holding hiyerarşisi böyle korunur.
— “Deneme süreleri bitti mi Melike Hanım?”
— “İki hafta oldu başlayalı.”
— “İki haftalık adama çelik termos verilmez. Şirketten kaçıp giderler.”
— “Ne verelim peki?”
— “Geçen seneden kalan spiralli bloknotlardan verin, idare etsinler.”
Holding hiyerarşisi böyle korunur.
Çelik termos bir içecek kabı değildir, kurumsal sadakat madalyasıdır.
IV. Satış Ekibinin ‘Müşteriye Gidecek’ Yalanı
Saat 14.30.
Satış ekibi ikinci bir harekat başlatır.
Satış Müdürü Tarık Bey sahaya iner.
Tarık Bey’in hedefi büyüktür: Tam kırk adet deri ajanda seti.
Doğrudan İdari İşler Direktörünün odasına çıkar:
— “Kemal Bey, bu yılki kilit müşterilerimiz yılbaşı hediyesi bekliyor.”
— “Tarık Bey, müşterilere dijital tebrik kartı atacaktık hani?”
— “Dijital kartla yüz milyonluk ihale mi bağlanır Kemal Bey?”
— “Peki ne istiyorsun?”
— “Kırk adet İtalyan deri set ve kırk adet siyah çelik termos.”
— “Çok fazla Tarık, bütçemiz kısıtlı.”
— “İhale giderse sorumluluk bende değil, bilginiz olsun.”
Bu sihirli tehdit holdingde her kapıyı açar.
Kemal Bey onay formunu imzalar: “Müşteri İlişkileri Geliştirme Kotası”.
Tarık Bey zaferle depoya iner.
Kolileri kapar, şirket aracı olan gri renkli Volkswagen Passat’ın bagajına yükler.
Bagaj kapağı zorlukla kapanır.
Arka amortisörler ağırlıktan yere oturur.
Tarık Bey direksiyona geçerken bıyık altından güler:
— “Müşteri memnuniyeti bizim işimiz.”
Peki o setler gerçekten müşteriye mi gider?
İki set kayınpederine gider.
Bir set oğlunun sınıf öğretmenine verilir.
Üç set yazlıktaki komşulara dağıtılır.
Kalan otuz dört set ise bagajda unutulur, yaz sıcağında erir.
Holdingde promosyonun kaderi budur.
Gerçek müşteriye ise sadece 31 Aralık gecesi toplu SMS ulaşır.
V. Taşra Bölge Müdürlüklerinin İsyanı: ‘Bize Takvim Bile Kalmadı’
Saat 16.00.
Anadolu’daki bölge müdürlüklerinden telefonlar yağmaya başlar.
Adana, İzmir ve Ankara satış ofisleri hattadır.
Adana Bölge Müdürü Rıfat Bey telefonda kükrer:
— “Muzaffer Bey! Bize gelen koliden sadece yirmi tane masa takvimi çıktı!”
Muzaffer Bey ahizeyi kulağından uzaklaştırır:
— “Rıfat Bey, lojistik kotanız o kadardı.”
— “Biz kırk derece sıcakta çimento satıyoruz burada!”
— “Merkezin kararı efendim, ben sadece kargoladım.”
— “Maslak’taki stajyerlerin masasında bile çelik kupa var!”
— “Onlar genel müdürlük personeli Rıfat Bey.”
— “Biz üvey evlat mıyız? Çelik termos bizim hakkımız değil mi?”
— “Seneye erken talep girersiniz inşallah.”
Rıfat Bey telefonu sertçe kapatır.
İzmir Bölge Müdürlüğü ise faks çekerek tepki gösterir.
Termal faks kağıdında tek bir soru yazılıdır:
“Alsancak şubesindeki altı mühendisin suçu Ege’de çalışmak mıdır?”
Genel Sekreterlik faksı arşive kaldırır. Kimse yanıt vermez.
Taşra ile merkez arasındaki uçurum bir kez daha açılır.
Merkezdeki asistanlar termosların rengini beğenmezken, taşradaki mühendisler duvara asacak takvim bulamaz.
Holding fedakarlığı taşraya yıkar.
Kaymağı ise Maslak plazalarında paylaştırır.
VI. 2 Ocak Sabahı: Toplantı Masasında Gövde Gösterisi
Yeni yılın ilk iş günü: 2 Ocak sabahı saat 09.00.
Pazarlama ve Satış koordinasyon toplantısı başlar.
Büyük oval toplantı masası bir güç panayırına döner.
Herkes yeni aldığı termosunu masanın tam ortasına koymuştur.
Nilüfer Hanım siyah mat termosunu kahveyle doldurmuştur.
Termosun üstündeki holding logosu ışıkta parlar.
Cenk masanın diğer ucundan kendi termosunu gösterir.
Kapağını sesli bir şekilde tık diye açar:
— “Nilüfer Hanım, bendeki model on iki saat sıcak tutuyormuş.”
— “Benimki yirmi dört saat tutuyor Cenkçiğim. Çift vakumlu.”
— “Nereden aldınız onu?”
— “Genel Müdürlük özel tahsisinden tabii ki.”
Toplantı boyunca kimse projelerden bahsetmez.
Kimse bütçe hedeflerini konuşmaz.
Herkes masadaki eşantiyonların kalitesini tartar.
Kimin ajandası daha kalın?
Kimin kalemi daha ağır?
Kimin termosunun boyası daha parlak?
Toplantı biter, herkes termosunu kucağına alıp masasına döner.
Fakat öğleden sonra kat mutfağında büyük bir facia yaşanır.
Kıdemli Direktörün asistanı termosu kat bulaşık makinesine atar.
Makine yetmiş derecede yoğun yıkama programındadır.
Bir saat sonra kapak açıldığında kıyamet kopar.
Mat siyah boya tamamen soyulmuştur.
Holdingin yaldızlı logosu deterjanla eriyip akmıştır.
Geriye teneke görünümlü, yamuk bir kupa kalmıştır.
Direktör bey mutfakta feryat eder:
— “Kimin aklıyla bunu makineye attınız?”
— “Efendim hijyen olsun diye…”
— “Gitti prestijim! Ben yarın yönetim kuruluna tenekeyle mi gireceğim?”
Maaşlara yapılan yüzde yirmi beşlik zam herkesi üzmüştür.
Enflasyon karşısında eriyen gelirler can sıkmıştır.
Fakat ellerindeki o bedava çelik termos, tüm acıları unutturmaya yetmiştir.
Çünkü holding insanı parayla değil, aidiyet simgeleriyle doyurur.
O termos masada durduğu sürece, her şey yolunda demektir.
Pazartesi sabahı mesai başladığında herkes o termoslardan yudum alacaktır.
Dışarıdaki hayat zordur, hayat pahalıdır.
Fakat plazanın çelik duvarları arasında bedava dağıtılan o küçük armağanlar, herkesi bir gün daha oyalamaya yeter.