Remote ve Hibrit Zorunluluğu Savaşları: Turnike Logları ve Ofise Dönüş Baskısı
Pazartesi sabahları İK'nın Excel'e çektiği turnike geçiş loglarıyla başlatılan 'Haftada en az 3 gün ofis' cadı avı, 'spontane inovasyon' yalanı, açık ofis akustik cehennemi ve kart basıp kafeye kaçan gerilla çalışanlar.
remote-ve-hibrit-zorunlulugu-savaslari-ofise-donus-baskisi
Pazartesi sabahı saat tam 08.50.
Ataşehir Finans Merkezi’nin otuz sekiz katlı kulesindeyiz. Lobi insan seliyle çalkalanır.
Döner kapılar fırıl fırıl döner. İçeriye dakikada seksen kişi akar.
Ellerde dökülen kahve bardakları sallanır. Yüzlerde o meşhur pazartesi uyuşukluğu vardır.
Lobide yankılanan tek ses turnikelerin ritmidir: Bip… bip… bip…
Kameralar yüzleri tarar. Cam kanatlar hızla açılır: Şak!
Fakat asıl gerilim zemin katta değildir. On sekizinci kattaki İnsan Kaynakları odasındadır.
İK Uzmanı Melis’in ekranında devasa bir tablo açıktır: Turnike_Loglari_Eylul.xlsx.
Panoda İcra Kurulu’nun duyurusu asılı durur:
“Haftada en az üç gün ofiste bulunma zorunluluğu getirilmiştir. Turnike geçişleri sistemden günlük takip edilecektir.”
Melis formülü çalıştırır: EĞER(Ofis_Gunu < 3).
Enter tuşuna basar. Ekranın yarısı kıpkırmızı olur.
Kırmızıya boyananlar şirketin en iyi yazılımcılarıdır. Kıdemli veri mimarlarıdır. Ürün liderleridir.
Melis yan masadaki İK Müdürü Handan Hanım’a döner:
— “Handan Hanım, yazılım ekibinin çoğu sadece bir gün gelmiş. Serdar Bey hiç uğramamış bile.”
Handan Hanım kupasını masaya çarpar:
— “Listeyi genel müdüre ver Melis. Yönetim Kurulu Başkanı boş masaları görünce çıldırıyor. ‘Ben bu plazaya ayda dört milyon lira kira ödüyorum, insanlar nerede?’ diye bağırıyor.”
I. 08.50 Turnike Logları ve İK’nın Kırmızı Listesi
Tam o sırada telefon çalar. Arayan Teknoloji Direktörüdür. Sesi odada çınlar:
— “Handan Hanım, Serdar Bey’e ihtar hazırlıyormuşsunuz. Sakın o yazıyı atmayın!”
— “Neden Kemal Bey? Kural herkese kuraldır.”
— “Serdar geçen hafta evden üç gece uyumadan ana veritabanını kurtardı. Ona ihtar çekerseniz istifa eder. Pazartesi sistemler çöker, tek bir EFT bile yapamazsınız!”
Handan Hanım gözlerini devirir:
— “Biz kimseye ayrıcalık tanıyamayız Kemal Bey. Burası holding. Herkes o turnikeden geçecek.”
Melis arkadan Serdar’a Teams’ten yazar:
— “Serdar Bey, bu hafta hiç kart basmamış görünüyorsunuz.”
Serdar’dan yanıt anında gelir:
— “Melis Hanım, kart basmaya vakit yoktu. Çöken sunucuları ayağa kaldırıyordum.”
— “Ama prosedür üç gün ofis şartı koşuyor Serdar Bey.”
— “O zaman sunucular çöktüğünde turnikeye haber verin Melis Hanım. O kurtarsın.”
— “Lütfen alay etmeyin Serdar Bey. İcra Kurulu listeyi istiyor.”
— “İstedikleri listeyi verin Melis Hanım. Kod yazmakla kart basmak aynı şey değildir.”
Böylece çalışan verimliliği, holding patronunun gayrimenkul egosu uğruna harcanır.
Kart basmak her şeyin önüne geçer. Kodun kalitesi unutulur. Çözülen problemler silinir.
Önemli olan tek şey turnikedeki yeşil ışıktır.
II. ‘Spontane İnovasyon’ Yalanı ve Kulaklık Cehennemi
Yönetimin ofise dönüşü savunurken sığındığı en büyük yalan bellidir: “Spontane İnovasyon.”
Güya çalışanlar su sebilinin önünde karşılaşacaktır. Ayaküstü konuşurken dahi projeler doğacaktır.
Peki zorla ofise getirilen bir uzmanın günü nasıl geçer?
Veri Bilimci Can sabah saat altı buçukta evden çıkar.
Metrobüs kalabalığı ve aktarmalarla iki saat yol teper. Ofise vardığında pili çoktan bitmiştir.
Masasına oturur. Çalıştığı açık ofis seksen kişilik bir hangardır.
Sağındaki satışçı telefonda müşteriye bağırır. Solundaki stajyer dedikodu yapar.
Biri kuruyemiş çiğner. Biri hoparlörden video izler.
Arkasındaki şef masaya kalemle vurur: Tık, tık, tık.
Can bu gürültüde yapay zeka modeli kurmak zorundadır. Üstelik klima ayaklarını dondururken kafasını terletir.
Yapabileceği tek şey vardır: Pahalı gürültü engelleyici kulaklığını kafasına takmak. Dış dünyayı tamamen kapatmak.
Daha da komiği toplantılardır.
Can’ın o gün dört toplantısı vardır. Toplantı odaları doludur.
Açık ofisteki masasında oturur. Kulaklığını takar. Zoom’a bağlanır.
Toplantıdaki beş kişinin ikisi Maslak ofisindedir. Biri Ankara’dadır. Biri ise evden çalışan direktördür.
Yani Can sırf kart basmak için iki saat trafik çekmiştir. Ataşehir’e gelip sekiz saat ekrandaki kutucuklara bakmıştır.
Öğlen arkadaşı Murat’a dert yanar:
— “Buna spontane inovasyon diyorlar Murat. Evimde sessizce altı saat kod yazıyordum. Burada tuvalet sırası bekliyorum. Uğultuyu bastırmaya çalışıyorum.”
— “Haklısın Can. Ben de sabah iki saat metrobüste ayakta geldim. Odaklanacak mecalim kalmadı.”
Müdür masaya yaklaşır:
— “Gençler merhaba! Nasıl, ofis enerjisi bambaşka değil mi? Yüz yüze olunca sinerji fışkırıyor!”
Can zoraki gülümser:
— “Harika enerji efendim. Çok motiveyiz.”
Müdür gidince Murat fısıldar:
— “Gördün mü inovasyonu? İki saniyede sinerji yükledi.”
III. Gerilla Beyaz Yaka Direnişi: ‘Badge & Dash’ Taktiği
Baskı her zaman kendi direnişini doğurur.
Türk beyaz yakalısı turnike baskısına karşı gerilla taktikleri geliştirmiştir.
Bu taktiklerin şahı: “Badge & Dash” (Kart Bas ve Kaç).
Saat sabah 08.42 olur. Burak turnikeden geçer. Kameraya gülümser: Bip! Turnike açılır.
Burak on dördüncü kata çıkar. Hırkasını sandalyesinin arkasına asar.
Masanın üzerine yarım şişe su ve açık bir not defteri bırakır. Monitörde karmaşık bir ekran görüntüsü açar.
Dışarıdan bakan biri Burak’ı çalışıyor sanır: “İki dakika önce tuvalete gitmiş çalışkan bir uzman.”
Oysa Burak bilgisayarıyla yangın merdiveninden inmiştir bile.
Plazanın arkasındaki kahveciye kaçar. Günün geri kalanını orada geçirir.
Kafede diğer şirketlerden kaçmış onlarca mühendis oturmaktadır. Barista hepsini tanır:
— “Burak Bey hoş geldiniz. Sandalyeye hırka asıldı mı yine?”
— “Asıldı kardeşim. Akşama kadar buradayım. Bir filtre kahve rica edeyim.”
Masalardaki kaçaklar birbirlerine göz kırparlar:
— “Sen de mi kaçtın dostum?”
— “Aynen abi. Ceketi sandalyeye bıraktım. Akşama kadar buradayım.”
Burak sessizlikte işlerini iki kat hızlı bitirir.
Saat 17.50’de binaya geri sızar. Masadaki hırkasını alır. Turnikeden çıkış kartını basar: Bip!
İK’nın sisteminde Burak o gün: “Sekiz saat ofiste bulundu (Yeşil Statü)”.
İkinci büyük icat ise “Mouse Jiggler” (Fare Oynatıcı) aparatıdır.
Şirket takip programları fare durunca durumu sarıya çevirir: Away.
Yazıcıoğlu İşhanı’nda satılan küçük USB cihazı bu tuzağı bozar.
Cihaz imleci ekranda görünmez şekilde titretir. Çalışan evde uyurken Teams durumu yemyeşil yanar: Available.
Burak kahvesinden bir yudum alır:
— “Bizi ilkokul çocuğu gibi takip ederlerse, biz de sistemi hack’leriz.”
IV. Patronun Boş Metrekare Travması ve Orta Kademe İflası
Peki yönetim bu komediyi görmez mi? Elbette görür.
O halde bu ofis inadının asıl sebebi nedir?
Mesele iki büyük travmaya dayanır:
-
Boş Metrekare Travması. Şirketler plazalarla on yıllık astronomik kira sözleşmeleri yapmıştır. Tek bir katın kirası milyonlarca liradır. Patron plazaya gelip boş masaları görünce çıldırır. “Ben bu betona servet ödüyorum. Herkes buraya gelecek!” diye haykırır.
-
Orta Kademe Yöneticilerin İflası. Uzaktan çalışma dönemi acı gerçeği ortaya çıkardı: Müdür unvanlı yüzlerce insanın aslında hiçbir iş üretmediği anlaşıldı. Yazılımcı kodunu evden yazdı. Tasarımcı işini teslim etti. Koridorda gezip “Sync olalım” diyen asalak yöneticilere ihtiyaç kalmadı.
Ofise dönüşün en büyük savunucusu bu orta kademe yöneticilerdir.
Çünkü açık ofis olmazsa onların yöneteceği kimse kalmaz. Açık ofis, vasat yöneticinin tek tiyatro sahnesidir. Masada dikilip emir yağdırmazsa varlığı sorgulanır.
— “Ahmet Bey, ekip evde olunca kontrolü kaybediyorum.”
— “Neyi kontrol ediyorsun Selim?”
— “Masada oturup oturmadıklarını!”
V. Sessiz İstifa ve Yetenek Göçü: Turnikenin İntikamı
Saat akşam 18.05 olur.
Ataşehir turnikeleri bu kez çıkış için döner: Bip, bip, bip…
Yüzlerce insan açık cezaevinden tahliye edilmiş gibi kendini dışarı atar.
Önlerinde iki saatlik trafik çilesi vardır. Tıka basa servisler bekler.
Melis’in hazırladığı kırmızı liste yöneticinin masasına gitmiştir. Yarın ihtar mektupları postalanacaktır.
Fakat yönetimin göremediği büyük bir fırtına yaklaşmaktadır: Yetenek Piyasasının İntikamı.
Turnikeyle hizaya sokulmak istenen parlak beyinler bağırmaz. Sessizce intikam alırlar.
İlk dalga Sessiz İstifadır. Zorla ofise getirilen mühendis masaya oturur ama aklını evde bırakır.
Saat 18.00 olduğunda bilgisayarını kapatır. Sıfır inisiyatif. Şirket bir beden kiralamıştır ama aklı kaybetmiştir.
İkinci dalga ise Yetenek Göçüdür.
Avrupa merkezli ve tamamen uzaktan çalışan şirketler bu süreci izler.
LinkedIn kutuları her gün tekliflerle dolar: “Yüzde yüz uzaktan çalışıyoruz. Euro bazlı maaş.”
Yazılımcılar birer birer istifa eder. İK panikler:
— “Handan Hanım, Serdar Bey istifasını vermiş. Londra merkezli bir şirketle anlaşmış.”
— “Nasıl olur? Biz burada ona plazanın en güzel masasını vermiştik!”
— “Masa istemiyor Handan Hanım. Özgürlük istiyor.”
Turnikeyle akıl ölçeceğini sanan köhne yapılar; kulelerinde sadece kart basmayı bilen vasat bir kitleyle baş başa kalır.
Çünkü gerçek zeka hiçbir turnikenin dar kanatlarına sığmaz. Akıp gider.
Kuleler ise boş masalarıyla kendi yalnızlığında homurdanmaya devam eder.