Startup'ta Masa Tenisi Var Diye 14 Saat Çalışan Gençler
Levent'teki loft ofislerde 'Biz bir aileyiz, bizde PlayStation var' masalıyla asgari ücrete günde 14 saat kod yazdırılan yeni mezunlar. Saat 21.00'de başlayan pinpon turnuvaları, armut koltukta sabahlamalar ve tükenen hayatlar.
startupta-masa-tenisi-masasi-var-diye-on-iki-saat-fazladan-calisan-gencler
Saat akşam 20.45.
Levent Büyükdere Caddesi’nin arka sokağındaki tuğla duvarlı loft ofisteyiz.
Tavandan sarkan çıplak ampuller sarı bir ışık yayar.
Hava ter, patlamış mısır ve bayatlamış hazır pizza kokar.
Duvarda kocaman pembe bir neon tabela parlar:
“WORK HARD, PLAY HARDER”.
Tabelanın tam altında profesyonel bir yeşil masa tenisi masası durur.
Masa tenisi raketlerinin plastik topa vuruş sesleri ofiste yankılanır:
Tak! Tok! Tak! Tok!
Masanın başında yeni mezun frontend geliştiricisi Burak ter döker.
Burak yirmi üç yaşındadır. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunudur.
Üzerinde şirketin dağıttığı gri promosyon tişörtü vardır.
Karşısında startup’ın kurucu ortağı Kaan durur.
Kaan yirmi sekiz yaşındadır. Üzerinde lacivert bir Patagonia yelek vardır.
Kulağında tek bir AirPod takılıdır.
Kaan sert bir smaç basar:
— “On bir, dokuz! Set benim Burak!”
Burak tişörtünün koluyla alnındaki teri siler:
— “Tebrikler Kaan Abi, harika vurdun.”
— “Kafan dağıldı mı dostum?”
— “Dağıldı valla abi, sabahtan beri ekrana bakıyordum.”
Kaan raketi masaya bırakır, Burak’ın omzuna dostça sarılır:
— “İşte bizim şirket kültürümüz bu Burak. Biz burada köle gibi çalışmayız.”
— “Çok haklısın Kaan Abi.”
— “Şimdi git yüzünü yıka, şu mobil sepet bug’larını gece ikiye kadar bitirelim.”
Burak gülümsediğini sanır.
Oysa biraz önce modern bir sömürü anlaşmasına kurban gitmiştir.
I. ‘Work Hard Play Hard’ İllüzyonu: Bedava Granola Tuzağı
Burak lavaboya gider, yüzüne soğuk su çarpar.
Aynadaki yorgun yüzüne bakar. Gözlerinin altı mavidir.
Bu ofise başlayalı tam dokuz ay olmuştur.
İş görüşmesinde Kaan ona kırk beş dakika boyunca ofisteki imkanları anlatmıştır:
— “Biz geleneksel holdinglere benzemeyiz Burak.”
— “Takım elbise yok, kravat yok, hiyerarşi yok.”
— “Bizim için en önemli kural nedir bilir misin?”
— “Nedir Kaan Abi?”
— “Ownership hissiyatı. Şirketi kendi evin gibi göreceksin.”
— “Yani mesaiye kalmak gerekirse kalırım abi.”
— “Mesai lafını lügatten çıkar Burak. Biz saat beşte kalem bırakan memur zihniyetine düşmanız.”
— “Mutfakta sınırsız kahve, bedava granola, badem sütü var.”
— “Arka odada PlayStation 5 ve VR gözlükler duruyor.”
Burak o gün büyülenmiş gibi hissetmiştir.
Ancak kimse ona mesai saatlerinden bahsetmemiştir.
Çünkü startup dünyasında ‘mesai saati’ diye bir kavram yoktur.
Sabah onda başlarsınız. Bitiş saati ise kurucunun insafına kalmıştır.
Ofis Menajeri Melis Hanım haftada bir gün mutfağa organik elmalar koyar.
Instagram’a hikaye atar:
“Ofisimizde sağlık ve eğlence dolu bir mola! #StartupLife #BestTeam”
O elmaların maliyeti şirkete iki yüz liradır.
Karşılığında alınan fazla mesai ise yüzlerce saatlik bedava iş gücüdür.
Gençler bedava kuruyemiş yerken hayatlarını holdinge hibe ederler.
II. Saat 21.00 Pinpon Molası: İkinci Mesaiye Giriş Bileti
Startup’larda saat 20.00 kritik bir eşiktir.
Saat sekiz olduğunda holding binaları boşalır.
Büyükdere Caddesi’ndeki plazaların ışıkları söner. İnsanlar servislerine biner.
Fakat loft ofiste hayat yeni başlar.
Kaan ayağa kalkar, ellerini birbirine vurur:
— “Gençler, beyinler yandı mı? Hadi pinpon turnuvası yapıyoruz!”
Tüm ofis alkışlarla masanın etrafına toplanır.
On altı kişilik eleme usulü turnuva başlar.
Gülüşmeler, tezahüratlar, langırt sesleri havada uçuşur.
Kaan masanın kenarında hakemlik yapar:
— “Servis kurallarına dikkat edelim arkadaşlar!”
— “Masa tenisinde faul yapan kodda da hata yapar!”
Ofisteki herkes kahkahalarla güler.
Burak kendini üniversite kampüsünde sanır.
Fakat saat 21.30 olur.
Turnuva biter, şampiyona bir kutu enerji içeceği hediye edilir.
Masanın etrafındaki kalabalık alkış tutar.
Toplar fileye toplanır, raketler dolaba kaldırılır.
Ve tam o anda Kaan ses tonunu ciddileştirir:
— “Harika eğlendik millet. Kanımız ısındı değil mi?”
Herkes başını sallar:
— “Şimdi herkes laptop başına! Gece yarısı sprint kapanışı var!”
Kimse ‘Benim mesaim bitti’ diyemez.
Kimse ‘Ben eve gideceğim’ demeye cesaret edemez.
Çünkü az önce patronla pinpon oynamışlardır.
Arkadaş gibi davranan birine karşı iş kanunu maddeleri öne sürülemez.
O masa tenisi masası bir spor aleti değildir.
O masa, fazla mesai ücreti ödememek için tasarlanmış kurumsal bir tuzaktır.
III. Asgari Ücret + Multinet: ‘Ama Kültürümüz Harika’
Peki Burak bu fedakarlığın karşılığında ne kadar kazanır?
Bordrosundaki net rakam: Asgari ücret.
Yanında da sadece aylık 3.200 TL’lik yemek kartı.
Burak’ın Kadıköy’deki üç arkadaşıyla paylaştığı evin kirası 40.000 TL’dir.
Maaşının tamamı kiraya ve faturalara gider.
Cebinde ay sonuna kadar tek bir kuruş nakit kalmaz.
Ankara’daki emekli babasını aramak zorunda kalır:
— “Baba, bu ay metrobüs param çıkışmadı, üç bin lira atabilir misin?”
Babası telefonda derin bir iç çeker:
— “Oğlum hani sen İstanbul’da büyük yazılımcıydın?”
— “Büyük yazılımcıyım baba, ama şirketimiz erken aşamada.”
— “Aç karnına erken aşama mı olur evlat?”
Burak babasına durumu anlatamaz.
Bir gün cesaretini toplayıp Kaan’ın yanına gitmiştir:
— “Kaan Abi, maaşım İstanbul şartlarında yetmiyor.”
Kaan derin bir iç çekmiş, Burak’ın omzuna elini koymuştur:
— “Burakçığım, sen olaya çok parasal bakıyorsun dostum.”
— “Ama abi kiramı ödeyemiyorum.”
— “Biz burada erken aşama bir maceradayız Burak. Biz bir aileyiz.”
— “Holdingdeki arkadaşlarım iki katını alıyor abi.”
— “Holdingde ne öğreniyorlar Burak? Sabahtan akşama kadar kravatla oturuyorlar.”
— “Burada sen uçtan uca mimari öğreniyorsun.”
— “Ayrıca Seri A turuna çıktığımızda sana hisse opsiyonu (ESOP) vereceğiz.”
Burak yine ikna olmuştur.
Gelecekteki hayali bir hisse için bugünkü ekmeğinden vazgeçmiştir.
Kaan ise o akşam Bebek’te lüks bir restoranda deniz mahsulleri yer.
Şirketin kredi kartıyla yüz bin liralık hesap öder.
Startup aile masalı sadece çalışanlar için geçerlidir.
Kurucular ise şirketin efendisidir.
IV. Armut Koltuklarda Geceleme: Ev Kirasından Kaçış
Gece saat 01.15 olur.
Ofisin arka tarafındaki dinlenme alanında dört kişi bayılmıştır.
Renkli armut koltukların üstünde genç mühendisler kıvrılmış uyur.
Üzerlerine şirketin polar battaniyeleri örtülmüştür.
Burak da gözlerini ovuşturur.
Metro çoktan kapanmıştır.
Taksiye binse Levent’ten Kadıköy’e beş yüz lira yazacaktır.
Cebinde o para yoktur.
Kaan arkadan seslenir:
— “Burak, hiç kasma dostum. Bak burada puf koltuk var, uyu burada.”
— “Yarın sabah dokuzda müşteri demosu var abi.”
— “İşte ne güzel, trafik derdin olmaz. Sabah duşunu da ofiste alırsın.”
Burak ayakkabılarını çıkarır.
Puf koltuğun üstüne büzülür.
Sabah saat yedi olduğunda ofisin tek banyosunda kuyruk oluşur.
Üç genç yazılımcı ellerinde şirket logolu havlularla sıra bekler.
Şampuan ortak kullanılır, saç kurutma makinesi yanık kokar.
Mutfaktaki mikrodalga fırında dünden kalma soğuk pizzalar ısıtılır.
Kahve makinesi hiç durmadan çalışır.
Ofisin kliması bacaklarını dondurur.
Burak evine gitmemeyi bir fedakarlık sanır.
Oysa şirket onun tüm özel hayatını yavaşça yutmuştur.
Evi ofis olmuştur, yatağı armut koltuk olmuştur, arkadaşları sadece mesai arkadaşlarıdır.
Dış dünya tamamen silinmiştir.
V. Kaan’ın Motivasyon Nutukları: ‘Silikon Vadisi Böyle Doğdu’
Her perşembe akşamı ofiste ‘All-Hands’ toplantısı yapılır.
Kaan sahneye çıkar, elinde mikrofonla konuşur.
Arkasındaki dev ekranda Steve Jobs ve Elon Musk fotoğrafları döner.
Kaan coşkuyla haykırır:
— “Arkadaşlar, biz dünyayı değiştirmek için buradayız!”
— “Günde sekiz saat çalışanlar sadece memur olur!”
— “Tarihi değiştirenler ise gecesini gündüzüne katan delilerdir!”
Gençler alkışlar. Gözlerinde sahte bir ışıltı yanar.
Kaan devam eder:
— “Biz bir unicorn olacağız! Bir milyar dolar değerlemeye ulaşacağız!”
— “O gün geldiğinde bu ofisteki herkes zengin olacak!”
Burak da alkışlar.
Kendini tarihin akışını değiştiren bir kahraman sanır.
Oysa yazdığı kod sadece bir e-ticaret sitesinin sepet butonudur.
Dünyayı değiştirdiği falan yoktur.
Sadece insanların internetten daha hızlı plastik terlik almasını sağlamaktadır.
Fakat Kaan’ın kurduğu motivasyon tiyatrosu o kadar güçlüdür ki, kimse gerçeği göremez.
All-Hands toplantısının sonunda soru cevap bölümü açılır.
Yeni başlayan bir tasarımcı kız çekinerek el kaldırır:
— “Kaan Bey, mesai ücretleri ne zaman yatacak?”
Kaan’ın yüzündeki gülümseme bir anda donar.
Bakışları sertleşir:
— “Biz buradaki yolculuğu bir saat ücretiyle ölçmüyoruz Ezgi.”
— “Ama haftada seksen saat oldu…”
— “Eğer saat hesabı yapacaksan, Maslak’taki holdinglere başvurabilirsin.”
— “Biz burada vizyoner insanlarla yürüyoruz.”
Kız başını öne eğer.
Salondaki herkes susar.
Kimse Kaan’ın gözünde ‘vizyonsuz’ olmak istemez.
Tiyatro devam eder, gençlik erir gider.
VI. İki Yıl Sonraki Bilanço: Bel Fıtığı ve Boş Bir Cüzdan
Aradan tam iki yıl geçer.
Tarih 2026 sonbaharıdır.
Burak yirmi beş yaşındadır.
Fakat kendini kırk beş yaşında bir ihtiyar gibi hisseder.
Sürekli boyun ve sırt ağrısı çeker.
Doktora gider. Doktor MR sonuçlarına bakar:
— “Evlat, iki tane ileri derece bel fıtığın var. Ne iş yapıyorsun sen?”
— “Yazılımcıyım hocam.”
— “Günde kaç saat oturuyorsun?”
— “On dört, bazen on altı saat.”
— “Bu yaşta bu omurga iflas etmiş. Hemen mesleği bırakman lazım.”
Burak hastaneden çıkar, Levent’teki ofise gider.
Kaan onu odasına çağırır.
Masanın üstünde soğuk bir tavırla durur:
— “Burakçığım, son iki aydır performansında düşüş görüyoruz.”
— “Kaan Abi, fıtık oldum, ağrıdan oturamıyorum.”
— “Anlıyorum dostum, ama biliyorsun biz hızlı büyüyen bir ekibiz.”
— “İki yıldır gece gündüz çalıştım abi!”
— “Geçmişe değil geleceğe bakarız Burak. Yollarımızı ayırmamız gerekiyor.”
Burak donakalır:
— “Peki ya şirket hisseleri abi? ESOP sözleşmesi?”
Kaan gülümser:
— “Yatırım turunda cliff süresini tamamlayamadın Burak. Hisseler havuza geri döndü.”
Burak tek kelime edemez.
Kişisel eşyalarını küçük bir karton koliye toplar.
Ofisten çıkarken masa tenisi masasına bakar.
İki yeni mezun genç heyecanla raket sallar.
Kaan onların arkasında durmuş alkış tutar:
— “Harikasınız çocuklar! Burası bir aile!”
Burak koliyle birlikte kapıdan çıkar.
İki koca yıldan geriye çok az şey kalmıştır.
İki adet ilerlemiş bel fıtığı kazanmıştır.
Banka hesabı bomboştur.
Sırtında ise şirket logosu olan yırtık bir tişört durur.
Levent metrosunun yürüyen merdivenlerinden aşağı inerken kendi kendine fısıldar:
— “Masa tenisinde iyiydim ama.”
Metronun camındaki yansımasına bakar ve acı acı güler.
Masa tenisi masası ise yeni kurbanlarını beklemeye devam eder.
Yarın yeni mezun bir mühendis daha o yeşil masanın başına geçecektir.
Ve aynı masal baştan yazılacaktır.