🏢 PLAZA KRONİĞİ
AKSIYON ALALIM

Türkiye'nin Kurumsal Hayat Sosyolojisi, Plaza Kulisleri & Açık Ofis Mitolojisi

Holding vs Startup 🏢 İTÜ Arı Teknokent, Maslak 42, Yıldız Teknopark, Kolektif House

Yıllık İzin Formu Onaylanmayan Yazılımcının İstifa Mektubu

İTÜ Arı Teknokent'te altı aydır planladığı Kaş tatili için beş gün izin isteyen kıdemli backend mühendisi. 'Kritik sprintteyiz' diyerek talebi reddeden direktör, masaya bırakılan şirket MacBook'u ve pazar gecesi çöken production.

📌 Yazısız Plaza Kanunu: "Şirketler her sprintin kritik olduğunu iddia eder. Oysa asıl kritik olan, insanın tek bir hayatının bulunmasıdır."
AA Aksiyon Alalım Masası
Dosya kodu: yillik-izin-formu-onaylanmayan-yazilimcinin-istifa-mektubu
Yıllık İzin Formu Onaylanmayan Yazılımcının İstifa Mektubu

Saat Pazartesi sabahı 09.45.

İTÜ Arı Teknokent’in 3 numaralı binasındayız.

Açık ofiste yüz elli yazılımcı dip dibe kod yazar.

Hava bayat filtre kahve, ter ve enerji içeceği kokar.

Mekanik klavyelerin daktilo benzeri sert sesleri tavanı döver.

Kıdemli Backend Mühendisi Emre yirmi dokuz yaşındadır.

Go, Kubernetes ve yüksek trafikli mikroservis mimarisinin tek sahibidir.

Son sekiz aydır cumartesi pazar demeden haftada yetmiş saat çalışmıştır.

Gözleri ekrandaki gri kutucuklara dikilidir.

İK portalı olan Workday ekranını açar.

Tarihleri seçer: 14 Temmuz - 19 Temmuz.

Toplam talep: Sadece beş iş günü.

Nişanlısı Zeynep’le altı aydır bu beş günlük Kaş tatilini planlamıştır.

Butik otelin parasını ödemiştir. Uçak biletleri aylar önceden alınmıştır.

Emre yeşil butona basar: Talebi Onaya Gönder.

Biriken yıllık izin bakiyesine bakar: Tam otuz sekiz iş günü.

İki yıldır hak ettiği izni kullanamamıştır.

Emre kahvesini tazelemek için mutfağa gider.

İçinde hafif bir huzur vardır.

Fakat o huzur sadece on iki dakika sürecektir.

I. Altı Aylık Kaş Hayali ve Sistemdeki Kırmızı Çarpı

Saat 10.05 olur.

Emre masasına döner. Ekranın sağ köşesinde kırmızı bir bildirim yanar.

Bildirim metni buz gibidir:

“Yıllık izin talebiniz yöneticiniz Alper Taşkın tarafından REDDEDİLMİŞTİR.”

Emre gözlerini ovuşturur. Yanlış gördüğünü sanır.

Sayfayı yeniler. Kırmızı kutu yerinde durur.

Ret gerekçesi tek bir cümleden ibarettir:

“Q3 sprint takvimi ve operasyonel iş gereklilikleri sebebiyle onaylanmamıştır.”

Emre’nin kulakları uğuldamaya başlar.

Kalbi göğüs kafesini zorlar.

Yan masadaki Scrum Master Pelin Hanım hemen kafasını çevirir.

Pelin Hanım elinde dev bir seramik kupa tutar:

— “Emre, izin girdiğini gördüm.”

— “Girdim Pelin. Altı aydır bu haftayı bekliyorum.”

— “Ama canım, Sprint 48’in ortasına denk geliyor.”

— “Alt tarafı beş gün Pelin!”

— “Beş gün diyorsun ama velocity grafiğimiz yüzde kırk düşer.”

— “Grafiğin batsın Pelin! Nişanlımla tatile gideceğim diyorum!”

Pelin Hanım ses tonunu yumuşatır:

— “Sprint commitments bizim için kutsaldır Emre. Takımı yarı yolda bırakamazsın.”

Emre derin bir nefes almaya çalışır. Oksijen yetmez.

Telefonu açar, İnsan Kaynakları Uzmanı Begüm Hanım’ı arar:

— “Begüm Hanım, yıllık iznimi Alper Bey sistemden reddetmiş.”

Begüm Hanım bilgisayar klavyesine tıklar:

— “Evet Emre Bey, ekranda ret şerhini görüyorum.”

— “Benim içeride otuz sekiz gün birikmiş iznim var!”

— “Biliyorum Emre Bey, ama şirket içi yönetmelik amirin takdirindedir.”

— “Yahu iki yıldır tek gün kullanmadım, biletlerim yandı!”

— “Yönetmeliğin 12. maddesi gayet açıktır: Şirket menfaati esastır.”

— “Benim hayatım ne olacak Begüm Hanım?”

— “İzin hakkınız yanmıyor efendim, şirketten ayrılırsanız parasını alırsınız.”

Emre telefonu kapatır.

Holding ve kurumsal dünya için insan sadece bordrodaki bir sicil numarasıdır.

II. Jira Burndown Fetişizmi: ‘Velocity Düşer Emre’

Saat 10.30’da haftalık sprint planlama toplantısı başlar.

Cam bölmeli akvaryum toplantı odasına girerler.

Duvardaki dev ekranda Jira burndown grafiği parlar.

Mühendislik Direktörü Alper Bey masanın başına geçer.

Alper Bey lacivert polo tişört giymiştir. Boynunda şirket kordonu asılıdır.

Doğrudan Emre’nin gözlerinin içine bakar:

— “Emre, izin talebini gördüm ve reddettim.”

— “Neden Alper Bey? Otuz sekiz gün birikmiş iznim var.”

— “Biliyorum dostum, ama şirket çok kritik bir fazdan geçiyor.”

— “Alper Bey, iki yıldır buradayım, şirket hiç kritik olmayan bir fazdan geçti mi?”

Alper Bey gülümsemeye çalışır:

— “Bu çeyrek farklı. Ödeme altyapısını tamamen yeniliyoruz.”

— “O altyapıyı zaten ben yazdım Alper Bey. Testleri de bitti.”

— “Ya canlıda patlarsa? Kim bakacak loglara?”

— “Ekipte yedi tane mühendis var!”

Pelin Hanım araya girer:

— “Ama story point’lerin çoğunu sen taşıyorsun Emre. Sen yoksan sprint başarısız olur.”

— “O zaman daha az iş alın sprinte!”

Pelin Hanım başını iki yana sallar:

— “Management hedefleri böyle belirlendi Emre. Scope azaltamayız.”

— “Kapasite yoksa o hedefler hayaldir Pelin.”

Alper Bey masaya parmağını vurur:

— “Biz hedef odaklı bir teknoloji şirketiyiz Emre. Tempoyu düşüremeyiz.”

— “Ben robot değilim Alper Bey. İki yıldır tatil yapmadım.”

— “Eylül sonunda bakarız dostum. Söz, o zaman iki hafta çıkarsın.”

Emre acı bir tebessüm eder.

Aynı sözü geçen yıl ekim ayında da duymuştur.

Geçen yıl şubat ayında da duymuştur.

Holding ve teknoloji şirketlerinin ‘müsait zamanı’ asla gelmez.

III. Başmühendisin Masasında Kırılma Anı: 38 Günlük Gasp

Toplantı biter. Emre açık ofisteki masasına döner.

Mekanik klavyelerin tıkırtısı artık beynini oyar.

Yanındaki junior geliştirici ekrana bakar:

— “Abi, payment servisi 500 hatası veriyor, bakar mısın?”

Emre cevap vermez.

Telefonunu eline alır. Nişanlısı Zeynep’ten mesaj gelir:

“Aşkım otel transferini ayarladım, bavulları bu akşam toplarız değil mi?”

Emre mesaja bakar.

Gözleri dolar. Boğazında bir yumru büyür.

Bu şirkete verdiği iki yılı düşünür.

Hafta sonları açılan acil toplantılar.

Gece yarısı saat üçte gelen PagerDuty alarmları.

Bozulan uykular, dökülen saçlar, artan tansiyon.

Karşılığında aldığı şey nedir?

Masanın üstünde duran bedava krakerler ve İK’nın yolladığı ‘Biz bir aileyiz’ e-postaları.

Ve altı ay önceden planlanmış beş günlük izne vurulan kırmızı bir damga.

Emre sandalyesinde geriye yaslanır.

O an beyninde bir şalter atar.

Korku yok olur. Endişe silinir.

Geriye sadece buz gibi berrak bir kararlılık kalır.

IV. Tek Cümlelik Dilekçe ve Masaya Bırakılan MacBook

Emre çekmecesinden beyaz bir A4 kağıdı çıkarır.

Siyah tükenmez kalemi alır.

Kağıdın ortasına tarih atar: 12 Temmuz 2026.

Altına sadece tek bir cümle yazar:

“Gördüğüm lüzum üzerine şirketinizdeki görevimden istifa ediyorum. 14 Temmuz itibarıyla mesaim sona erecektir.”

Altını imzalar.

Ardından masasını toplamaya başlar.

Kendi parasıyla aldığı mekanik klavyeyi kablosundan çeker.

Ergonomik dikey faresini çantasına koyar.

Masanın üstündeki aile fotoğrafını ceketinin cebine yerleştirir.

Son olarak şirketin tahsis ettiği son model MacBook Pro’yu kapatır.

Şarj adaptörünü kordonuna sarar.

Bilgisayarı ve istifa dilekçesini Alper Bey’in boş masasının tam ortasına bırakır.

Tüm açık ofis donakalır.

Mekanik klavye sesleri bıçak gibi kesilir.

Yüz elli kişi aynı anda Emre’ye bakar.

Junior yazılımcı Mert fısıldar:

— “Emre Abi, gerçekten gidiyor musun?”

— “Gidiyorum Mert. Siz de kendinizi bu kadar ezdirmeyin.”

— “Abi prod patlarsa ne yapacağız?”

— “Alper Bey ile Pelin Hanım burndown grafiğini çizsin, düzelir.”

Ofiste çıt çıkmaz.

Kimse bir yöneticinin masasına istifayı çarpıp çıkacak kadar cesur olamamıştır.

Emre sırt çantasını takar.

Slack uygulamasını telefonundan açar.

Tüm mühendislik ekibinin olduğu kanala tek satır yazar:

“Arkadaşlar her şey için teşekkürler. Ben Kaş’a gidiyorum. Başarılar.”

Ardından Slack hesabını siler.

Kartını boynundan çıkarır, turnikenin üstüne bırakır.

Binanın döner kapısından temmuz güneşine doğru adım atar.

Derin bir nefes alır. İki yıldır ilk kez ciğerlerine hava dolar.

V. Production Yangını: Pazar Gecesi Çöken Kubernetes

Aradan altı gün geçer.

Pazar gecesi saat 01.35.

Maslak ve Teknokent üzerinde sessizlik vardır.

Fakat şirketin monitoring ekranlarında kızıl kıyamet kopar.

Büyük kampanya gecesidir.

Trafik normalin tam on katına çıkmıştır.

Emre’nin yerine bakan junior mühendisler yanlış bir deployment yapar.

Veritabanı bağlantı havuzu kilitlenir.

Kubernetes pod’ları peş peşe çökmeye başlar: CrashLoopBackOff.

Ödeme geçidi tamamen durur.

Junior mühendis Mert terminal ekranında titrer:

— “Hocam git revert yapıyorum!”

— “Yap Mert, eski sürüme dönelim hemen!”

— “Hocam merge conflict çıktı, master branch kilitlendi!”

— “Nasıl kilitlendi oğlum?”

— “Emre Abi branch protection koymuş, iki kıdemli onayı olmadan merge olmuyor!”

Alper Bey saçını başını yolar:

— “Kimin yetkisi var başka?”

— “Sadece Emre Abi’nin vardı Alper Bey!”

Müşteriler sosyal medyada şirketi linç eder.

Alper Bey evinde yataktan fırlar.

Pelin Hanım panik içinde WhatsApp grubunu ayağa kaldırır:

— “Alper Bey, kimse Kubernetes konfigürasyonunu bilmiyor!”

— “Nasıl bilmez Pelin, dokümantasyon yok mu?”

— “Var ama yarım kalmış, prod şifreleri Emre’nin şifreli kasasındaydı!”

— “Çabuk Emre’yi arayın! Şirket batıyor!”

Alper Bey titreyen elleriyle Emre’nin numarasını tuşlar.

Telefon çalar, çalar, çalar.

VI. Kaş Sahilinden Gelen Cevap: ‘Jira Ticket’ı Açın’

Kaş’ın Çukurbağ Yarımadası’ndayız.

Gecenin bu saatinde cırcır böcekleri öter.

Deniz çarşaf gibidir, ay ışığı suya vurur.

Emre ahşap iskelede oturur. Yanında nişanlısı vardır.

İkisi de soğuk limonatalarını yudumlar.

Masanın üstünde duran eski model telefonu titrer.

Arayan: Alper Direktör.

Emre önce telefonu sessize almak ister.

Sonra gülümser, yeşil butonu kaydırır:

— “Alo, iyi geceler Alper Bey.”

Alper Bey’in sesi nefes nefesedir, arkadan alarm sesleri gelir:

— “Emre! Tanrıya şükür açtın! Mahvolduk dostum!”

— “Hayırdır Alper Bey, ne oldu?”

— “Prod çöktü! Ödeme servisi yanıt vermiyor, pod’lar ayağa kalkmıyor!”

— “Vah vah, çok üzüldüm.”

— “Emre lütfen, hemen laptopunu aç, şu cluster’a bir bak, ne istersen vereceğim!”

Emre sakince arkasına yaslanır:

— “Alper Bey, yanımda laptop yok. Şirket bilgisayarını masanıza bırakmıştım.”

— “Evdeki bilgisayardan bağlan dostum, ssh yetkisi vereyim!”

— “Evde değilim Alper Bey. Kaş’tayım. İskeleden denizi izliyorum.”

— “Emre şirketin saatlik zararı üç yüz bin lira, yalvarırım yardım et!”

Emre ses tonunu hiç yükseltmez:

— “Alper Bey, biliyorsunuz sprint commitments kutsaldır.”

— “Ne sprinti Emre, şirket yanıyor diyorum!”

— “Siz yine de Jira’da bir ticket açın Alper Bey. Story point verin.”

— “Emre dalga mı geçiyorsun sen?”

— “Pelin Hanım baksın, velocity düşmesin. Belki eylül sonunda çözerim.”

Emre telefonu sakince kapatır.

Numarayı engeller.

Zeynep merakla bakar:

— “Kimdi o aşkım?”

— “Eski şirketin direktörüydü canım.”

— “Ne istiyormuş?”

— “Sistemleri çökmüş, yardım dileniyor.”

— “Açsaydın keşke, paraya ihtiyacımız var.”

— “Hiçbir para bu anın huzurunu satın alamaz Zeynep.”

Emre ceketinin cebindeki plastik Teknokent giriş kartını çıkarır.

Kartın üstündeki vesikalık fotoğrafına bakar.

O fotoğraftaki yorgun ve uykusuz genci hatırlar.

Kartı iskeledeki çöp tenekesine fırlatır.

Telefonu cebine koyar, ayağa kalkar.

Nişanlısının elinden tutar:

— “Gel Zeynep, gece yüzüşü yapalım.”

İkisi birlikte serin Akdeniz sularına atlar.

İstanbul’daki sunucular alev alev yanarken, Kaş’ta hayat tüm güzelliğiyle akıp gider.

Çünkü hiçbir kod, insanın haysiyetinden ve özgürlüğünden daha değerli değildir.

Sıradaki Kulis Dosyaları